İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Masumiyet karinesi unutulursa

Masumiyet karinesi unutulursa

Türkiye, Aralık 2025’in başında yine tanıdık bir tabloyla karşı karşıya kaldı. Bir gazeteci hakkında yürütülen soruşturma, daha dava dosyası bile tam anlamıyla açılmadan, kamuoyunda kesin hükümlerle tartışılmaya başlandı.

Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un gözaltına alınması ve ardından tutuklanması, yalnızca bir adli süreç değil; aynı zamanda medya, hukuk ve kamu vicdanının nasıl sınandığını gösteren bir örnek oldu.

Elbette hiç kimse hukukun üstünde değildir. Gazeteci de olsa, siyasetçi de olsa, sıradan bir vatandaş da olsa, iddialar yargı önünde araştırılır. Ancak tam da bu noktada unutulmaması gereken temel bir ilke vardır: Masumiyet karinesi.

Masumiyet karinesi, bir kişinin suçluluğu kesinleşmiş bir yargı kararıyla sabit oluncaya kadar masum sayılmasını emreder. Bu ilke yalnızca mahkemeleri değil, medyayı ve kamuoyunu da bağlar. Ne var ki son yıllarda sıkça gördüğümüz üzere, gözaltı haberleri çoğu zaman “suç ispatlanmış” algısıyla sunulmakta, kişiler daha savunma yapma imkânı bulamadan mahkûm edilmektedir.

Mehmet Akif Ersoy hakkında yöneltilen suçlamalar henüz iddia aşamasındadır. Ersoy’un da açıkça ifade ettiği üzere, kendisi suçlamaları reddetmekte ve iddiaların somut delillere dayanmadığını savunmaktadır. Bu beyanlar, hukuki sürecin doğal bir parçasıdır ve ciddiyetle ele alınmalıdır.

Bu noktada medyaya düşen sorumluluk büyüktür. Haber verme hakkı ile yargısız infaz arasındaki çizgi giderek incelmektedir. Gazetecilik, kamuoyunu bilgilendirme görevi kadar, hukuka ve insan onuruna saygıyı da gerektirir.

Nitekim gazeteci Ruşen Çakır’ın da ifade ettiği gibi, “Mahkemeler tarafından suçları sabitlenip cezalandırılmadıkları müddetçe herkes masumdur.” Bu cümle, aslında tüm tartışmanın özeti niteliğindedir.

Bugün mesele yalnızca Mehmet Akif Ersoy meselesi değildir. Bugün tartışılan, yarın herhangi bir yurttaşın başına gelebilecek bir sürecin nasıl ele alındığıdır. Masumiyet karinesinin zedelenmesi, adalet duygusunun aşınması anlamına gelir.

Hukuk devleti, yalnızca suçluları cezalandırmakla değil, suçsuz olma ihtimalini sonuna kadar korumakla ayakta durur. Yargı süreci tamamlanmadan verilen her hüküm, toplumda telafisi zor yaralar açar.

Bu nedenle bu ve benzeri davalarda soğukkanlılık, hukuka saygı ve adil yargılanma hakkı titizlikle korunmalıdır. Çünkü masumiyet karinesi kaybolduğunda, kimsenin güvende olduğu bir düzen kalmaz.

 

Yorumlar