İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Engeli değil engel olmayı konuşalım

Engeli değil engel  olmayı konuşalım

Toplum olarak bazı günlerde bir “hatırlama” refleksimiz var. Takvime bakınca anlamlı geliyor; ama kalplere bakınca çoğu zaman eksik kalıyor. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü de işte bu günlerden biri. Bir gün boyunca konuşuyor, paylaşıyor, fotoğraflar koyuyoruz… Peki ertesi gün? Sokakta, işte, okulda, toplu taşımada aynı duyarlılığı gösteriyor muyuz?

Bence asıl sorgulamamız gereken bu.

Engelli bireylerin hayatını zorlaştıran şey, çoğu zaman engelleri değil; bizim farkında bile olmadan kurduğumuz duvarlar. Bir kaldırıma yapılan yanlış bir rampa, bir otobüste gereksiz yere işgal edilen yer, bir devlet dairesinde eksik bırakılan düzenleme, bir iş yerinde “aman uğraşmayalım” denilerek kapatılan kapılar…

Engel dediğimiz şey, çoğu zaman insanların zihninde başlıyor. Çünkü ihtiyaç duyulan şey acıma duygusu değil; onurlu bir yaşam için eşit fırsat. Destek değil; hakkın teslimi. Ayrımcılık değil; erişilebilirlik.

Her gün haber peşinde koşarken, sahada gördüğüm bir gerçek var:

Engelliler değil, engellenenler var.

Bir anne, çocuğunu tekerlekli sandalye ile okula götürürken kaldırımdaki yükseltilerle boğuşuyorsa;

bir genç, sadece işitme engelli olduğu için iş başvurusunda eleniyorsa;

bir çalışan, ortamdaki engeller yüzünden üretken olamıyorsa…

Bunların hiçbirini “kader” ya da “şanssızlık” diye açıklayamayız. Bunlar tercih. Toplumsal bir tercihin sonucu.

Dolayısıyla bugün, uzun mesajlar yazıp “farkındayız” demek yerine, gerçekten fark yaratacak adımlar atma günüdür.

Bir şehir planlanırken engelli vatandaş düşünülüyorsa, toplu taşıma herkes için erişilebilir hale getiriliyorsa, iş yerlerinde eşit istihdam sağlanıyorsa, sokakta bir rampa sadece görüntü olsun diye değil, işleviyle var oluyorsa, işte o zaman 3 Aralık sadece bir gün olmaktan çıkar; bir yaşam kültürüne dönüşür.

Şunu unutmamak gerekiyor: Engelli bireylerin mücadelesi, onların değil hepimizin sınavıdır. Çünkü medeniyet, şehirlerin büyüklüğüyle değil; en kırılgan insanına gösterdiği özenle ölçülür.

Bugün, bir empati günü değil…

Bugün, bir yüzleşme günü.

Toplumu yeniden şekillendirme, insanı merkeze alma, kırmadan, ayırmadan, ötekileştirmeden bir arada yaşamanın yollarını hatırlama günü.

3 Aralık’ın anlamı budur.

Ve biz bu anlayışı 365 güne yaymadıkça, hiçbir özel günün gerçek bir karşılığı olmayacaktır.


 

Yorumlar