İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Vakit varken vaktinde...

Vakit varken vaktinde...

Vakit varken insan kendine dönmeli. Çünkü hayatın takvimi hep bugünden eksilir; yarın ise hiçbir zaman düşündüğümüz kadar yakın ve kesin değildir. Çoğu zaman değerimizi başkalarının gözünde ararken, en önemli gerçeği unuturuz: Senden başka sen yok.

Eksiklerinle, kırılmış yanlarınla, içten içe taşıdığın direncinle… Bu eşsizliğin farkına varmak bile başlı başına bir şükür sebebidir.

Vakit varken sevmeyi bilmek gerekir. Sevgi, ertelenmeyi sevmez; geciktikçe solar, bekletildikçe küser. “Bir gün söylerim” diye iç geçirdiğimiz cümleler, çoğu zaman hiç söylenemeden kalır. O yüzden sevgi cesaret ister; bugün temas etmeyi, bugün paylaşmayı, bugün hissettirmeyi…

Bazen vakitler dar gelir; hiçbir şeye yetişemeyiz, nefesimiz yetmez, günler üstümüze çöker. Bazense vakit geçmek bilmez; dakikalar uzar, içimizde anlamsız bir durgunluk büyür, sebepsiz bir öfkeye bile dönüşür. Ama bütün bu anların içinde bir şey yapmayız: Zamanla konuşmayız. Oysa zamanın tam içindeyken, olması gereken başka zamanları düşünür; yaşadığımız ânı hep erteleriz. Belki de kaybettiğimiz en büyük şey, yaşadığımız anın kendi gerçeğidir.

Sevilmenin kıymetini anlamak da aynı derece önemlidir. Çünkü bazı insanlar vardır; bir bardak su gibi içimizi ferahlatır, varlıklarıyla yükümüzü hafifletirler. O suyun değeri ise ancak susuz kalınca anlaşılır. Hayat, değerini bilmediğimiz her şeyi tek tek elimizden alarak öğretir bize.

Ve insan çoğu zaman elindekilerin kıymetini ancak yokluk ihtimali belirdiğinde fark eder. Sanırız ki ömrümüz boyunca hep aynı sevdiklerimizle, aynı sağlıkla, aynı maddi ve manevi güçlerle yürüyeceğiz. Oysa hayat, hiçbirimize böyle bir söz vermez.

Sağlığı düşünelim… Parmağına küçücük bir kıymık batsa, tüm beden o acıyı sahiplenir; sanki ağırlığıyla üstüne çöker. O minicik acı bile hayatı durduracak güçtedir. Fakat o kıymık batmasaydı, parmağının, elinin, hatta tüm bedeninin her gün sessizce senin için çalıştığını fark etmeyecektin. İnsan da böyledir işte: sahip olduklarının değerini, ancak en ufak bir sarsıntıyla hatırlar.

Bu yüzden vakit varken farkına varmak gerekir… Nefes almanın, yürüyebilmenin, bir sofrada sıcak bir lokmanın, bir sesin içini ısıtabilmesinin, bir dostun omzunun, bir çocuğun gülüşünün… Hepsi hayatın bize sunduğu sessiz mucizelerdir.

Arkana dön bak… Senden giden zamanın artık sana eyvallahı yok; gitmiştir, kilitlenmiş ve geçmiş olmuştur. Ama bu an var. Şu an, vaktin var. Kendini yaşamaya, sevdiklerine dokunmaya, sahip olduklarının kıymetini bilmeye… Ve belki de en önemlisi, kendi varlığının farkına varmaya. Çünkü hayat, ancak yaşadığımız anlarla ölçülür; geçmişi geri getirmek mümkün değildir ama şimdi elimizde ve bu her şeyden kıymetlidir.

 

 

Yorumlar