İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Bir dilim ekmek bir parça onur

Bir dilim ekmek bir parça onur

Samsun’da bir baba, çocuklarına kahvaltı hazırlayabilmek için marketten peynir ve zeytin çaldı. Bu bir “hırsızlık” değil, açlığa mahkûm edilen emekçi halkın sessiz çığlığıydı...

Samsun’un İlkadım ilçesinde, bir marketten kahvaltılık ürün çaldığı iddiasıyla gözaltına alınan A.G.’nin hikayesi, bu ülkenin sefalet politikalarının özetidir.
Bir baba, sabah çocuklarına bir dilim ekmek, bir parça peynir yedirebilmek için suçlu ilan edildi. Çünkü bu düzende yoksulluk suç değil; yoksulluğa isyan etmek suç.

A.G.’yi karakola götüren sistem, o evdeki boş dolabı, kuru sofrayı, işsizlikle boğuşan milyonların halini görmedi.
Ama hepimiz biliyoruz ki A.G. yalnız değil.
Asgari ücretle geçinemeyen işçiler, fahiş kiralar altında ezilen aileler, pazar çıkışlarında dökülen sebzeleri toplayan yaşlılar… Hepsi aynı tablonun parçaları.

Bir yanda “büyüyen ekonomi” söylemleri, diğer yanda açlıktan gözleri kararan halk.
Bir yanda vergi affı alan şirketler, ihalelerle zenginleşen sermaye grupları; diğer yanda peynir çaldığı için mahkeme kapısına düşen işsiz babalar.
Bu tabloya “ekonomik kriz” demek bile artık hafif kalıyor bu, adaletsizliğin kurumsallaştığı bir düzenin portresi.

Hatırlayın, yıllar önce birkaç baklava çaldı diye çocukları cezaevine gönderen bu sistem, milyon dolarlık yolsuzluk dosyalarının üstünü örttü.
Bugün de değişen bir şey yok.
Zengin daha zengin olurken, yoksulun tek suçu yaşamaya çalışmak.

A.G.’nin hikayesi, bir bireyin değil; bu ülkenin emeğiyle, onuruyla, alın teriyle ayakta kalmaya çalışan milyonlarının hikayesidir.
Ve evet, belki o gün marketten çalınan şey birkaç kahvaltılık üründü ama aslında çalınan, insanca yaşama hakkıydı.

Bu nedenle mesele bir “hırsızlık” değil; bir emek suçu değil, bir insanlık suçudur hem de düzenin işlediği.

Artık “çalmak” fiilini değil, “aç bırakmak” fiilini yargılamanın zamanı gelmiştir.
Çünkü bu ülkede bir baba, çocuklarına kahvaltı hazırlayabilmek için market rafına uzanıyorsa; suçluyu sokakta değil, saraylarda aramak gerekir.

 

Yorumlar