İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Virgül

Virgül

Ankara’nın gri sabahlarından biriydi. Meclis’in taş duvarlarına vuran soğuk, içerideki tartışmaların sıcaklığını bile donduruyordu. Koridorlarda her zamanki uğultu: kameralar, danışmanlar, fısıldaşmalar...

Bir köşede birkaç DEM milletvekili duruyordu. Birazdan Cumhurbaşkanı’yla kısa bir temas olacaktı. Tokalaşmak... Kimi için sıradan bir jest, kimi için ihanet. Oysa onlar için bu an, bir kelimenin ortasında nefes almaktı — bir virgül.

Yüzlerce dost hâlâ cezaevindeydi. Belediye eşbaşkanları, örgüt emekçileri, seçimlerde halkın omzuna yaslanan o kadınlar, erkekler... Her biri bedel ödemişti. Onların direnişini sırtında taşımak, o tokalaşmanın ağırlığını da taşımaktı.

Kürsülerde değil, soğuk dağların, sıcak ovaların, zindanların karanlığında, failli meçhul mezarlarında yoğrulmuş bir inançtı bu: Yol, yalnız yürümekle değil, yeniden konuşabilmekle açılırdı.

Bir el uzandı. Tokalaştılar.

Kameralar deklanşörlerine bastı. O an, sosyal medyada kıyamet koptu:

“Yavşamak!”

“İhanet!”

“Yine kandırıldılar!”

Oysa daha dün Muğla’da "Toprağımızı Vermiyoruz" diye haykıranların sesine karışmıştı sesleri.

Oysa o tokalaşmanın ardında bir gerçek vardı, bir umut:

“Artık ölmesin çocuklar... Artık analar ağlamasındı.”

Onlar için siyaset, bir nokta koyma eylemi değildi. Nokta, sondu.

Virgül ise bir umut: Devamın mümkün olduğuna dair sessiz bir işaret. Herkes bilirdi ki " barış karşıtların masasında kurulurdu."

Ama akşam, haber bültenlerinde o birkaç saniyelik kare döndü durdu.

Birileri küfretti, birileri dalga geçti. Herkes kendinin kazanacağı bir egoizmle, histeri nöbetine tutulmuş gibi Kürtlere rol biçiyordu.

Ama Diyarbakır’ın, Van’ın, Cizre’nin dar sokaklarında yaşlı bir kadın televizyona baktı, dudakları kıpırdadı:

“Belki bu kez olur... Belki bu kez konuşurlar" dedi. Yüreğinden kayıp evladının yarasını taşıyarak.

O gece, Ankara’nın göğüne bir cümle asıldı:

“Barış, noktayla değil; virgülle başlar.”


 

Yorumlar