İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Geçinemeyenler ülkesi

Geçinemeyenler ülkesi

Türkiye’de her sabah aynı tabloyla uyanıyoruz: Pazara giden emekli fileyi dolduramıyor, maaşını alan işçi daha cebine koymadan harcıyor, gençler geleceğini başka ülkelerde arıyor. Rakamlar ne söylerse söylesin, sokakta reel hayatın sesi başka çıkıyor. İnsanlar geçinemiyor.

Emekli maaşlarının “iyileştirme” adı altında düzenlenmesi konuşuluyor ama ortada iyileşmeden çok, “geçinebilme mücadelesi” var. TÜİK verileriyle market rafları arasında uçurum büyüdükçe, vatandaşın devletin söylediğine olan inancı azalıyor. Emekli, pazarda bir kilo meyve alırken hesap yapıyor, ay sonunda elektrik faturasını ertelemek zorunda kalıyor.

Bugün 10-12 bin lira maaşla geçinmeye çalışan milyonlarca insan var. Kira, gıda, ilaç, ulaşım derken maaş daha ikinci haftada eriyor. “Torunuma harçlık veremedim” diyen bir dede aslında ekonominin en yalın özetini yapıyor. Çünkü mesele artık sadece alım gücü değil; onurun, emeğin, yaşlılık huzurunun değeri kalmadı.

Ekonomik iyileşme beklentisi yüksek. İnsanlar umudunu tamamen kaybetmiş değil. Herkesin ağzında aynı cümle var: “Bir gün düzelir.” Ama o “bir gün” hiç gelmiyor. Çünkü sorun sadece döviz kuru, faiz, enflasyon değil. Sorun, yıllardır çözülemeyen gelir adaletsizliği. Emekliyle yönetici arasındaki makas her yıl biraz daha açılıyor. Yüksek maaşlı bürokratlar için kriz çoktan bitti ama emekli hâlâ kasaptan gramla et alıyor.

Bir ülkenin refah seviyesi, en çok emeklisinin yüzünden anlaşılır. Emekliler huzurluysa, o ülke gerçekten iyileşiyordur. Ama Türkiye’de bugün emekliler, devletin merhametine değil; pazardaki indirim saatlerine güveniyor.

Evet, son dönemde iktidar da, muhalefet de “ekonomide toparlanma” mesajları veriyor. Ama bu mesajlar, mutfaktaki tencerenin sesini bastıramıyor. Çarşı-pazarda fiyatlar hâlâ uçurumda. Vatandaş maaşına zam değil, nefes istiyor.

Gerçek iyileşme, rakamlarda değil; sofrada, mutfakta, pazarda, eczanede hissedilirse anlamlı olur. İnsanların yeniden “yarını” düşünebildiği bir Türkiye’ye dönmek zorundayız. Çünkü bugün emekli yarını değil, bugünü nasıl çıkaracağını düşünüyor.

Bir ülke emeklisine iyi bakamıyorsa, hiçbir ekonomik başarı sürdürülebilir değildir.

Yorumlar