İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Demokrasimiz bitkisel hayatta

Demokrasimiz bitkisel hayatta

Türkiye'de artık her sabah yeni bir karanlıkla uyanıyoruz. Dün hakkında haber yapılmış bir belediyeye bugün kayyum atanıyor. Bugün seçimle gelmiş bir başkan, yarın sabaha gözaltına alınmış oluyor. Yargı kararı bile olmadan, idari tasarruflarla, kararnamelerle, siyasi hesaplarla bir milletin iradesi yerle bir ediliyor.

Bu ülkenin milyonlarca vatandaşı, sandığa gidip oy veriyor. Ve o oy, seçilmiş yöneticileri göreve getiriyor. Fakat iktidar, sandığın sonucunu artık bir formalite olarak görüyor. “Yanlış” çıkan her sonucu düzelten bir sistem kuruldu: Kayyumlar, yasaklar, soruşturmalar, cezalar, tehditler, medya ambargoları ve erişim engelleri.

Son dönemde özellikle CHP’li belediyelere yönelik baskılar artık sistematik hale geldi. Seçimi kazanmak, artık bir şey ifade etmiyor. Kazananlar görevden alınıyor, onların yerine merkezden atanan isimler oturtuluyor. Gerekçe mi? Genelde ucu açık iddialar, belirsiz soruşturmalar ya da tamamen siyasi zeminde şekillenen kampanyalar.

Bu sadece CHP’nin ya da muhalefetin sorunu değil. Bu, bu ülkede hala demokrasiye inanan herkesin sorunudur. Çünkü mesele bir partinin başına gelenler değil, milletin iradesine yapılan sistematik müdahaledir.

Hukuk, artık iktidarın ihtiyaçlarına göre şekillendirilen bir araç haline geldi. Bağımsız yargıdan söz etmek neredeyse imkânsız. Kararların ne zaman, kimin için, hangi gerekçeyle verileceği öngörülemez durumda. Ve bu ortamda ne özgürlük kalıyor, ne de güven.

Erişim engellemeleriyle gerçekler saklanıyor. Medya susturulmuş, kalan az sayıda bağımsız ses ise sürekli hedefte. Her eleştiri “terör”, her muhalif duruş “darbe girişimi” ilan ediliyor. Bu ülkede artık en büyük suçlardan biri, doğruyu söylemek.

Türkiye, hızla bir hukuk devleti olmaktan çıkıyor. Demokrasinin yalnızca seçim günü hatırlandığı, geriye kalan günlerde ise iktidarın mutlak tahakküm kurduğu bir rejime doğru sürükleniyoruz.

Sandığa, hukuka, temel hak ve özgürlüklere sahip çıkmak; sadece muhalefetin değil, bu ülkede onurlu yaşamak isteyen her bireyin sorumluluğudur. Çünkü bu gidişle, bir sabah hep birlikte kendi sesimizden bile mahrum kalabiliriz.

Yorumlar