İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Okul zili dert ziline döndü!

Okul zili dert ziline döndü!

Yeni eğitim-öğretim yılı başlıyor. Ancak sevinç ve heyecanın yerini, giderek artan bir kaygı ve endişe almış durumda. Çünkü okulun kapısından adım atmadan önce veliler, kırtasiye masraflarından servis ücretlerine, üniformadan yemek giderlerine kadar ağır bir ekonomik yükün altına girmek zorunda kalıyor. Öğrenciler derslerine odaklanmak yerine ailelerinin bu masrafları nasıl karşılayacağını düşünüyor. Öğretmenler ise düşük maaşlarıyla ay sonunu getirme telaşında.

Kırtasiye fiyatları geçen yıla göre neredeyse iki katına çıkmış durumda. Defter, kalem, çanta gibi en temel malzemeler bile asgari ücretli bir ailenin bütçesinde ciddi bir açık yaratıyor. Servis ücretleri adeta ateş pahası; çocuğunu okula göndermek isteyen veliler, bir asgari ücretin neredeyse dörtte birini sadece ulaşım için ayırmak zorunda kalıyor. Kantin fiyatları da cabası… Çocuğuna günde bir tost ve bir meyve suyu almak bile lüks haline gelmiş. Eğitim, anayasal bir hak olmasına rağmen fiilen parası olanın erişebildiği bir ayrıcalığa dönüşüyor.

Öğrenciler açısından tablo farklı değil. Onlar eğitimden çok geçim derdiyle karşı karşıya. Üniversite öğrencileri barınma kriziyle boğuşuyor, yurt çıkmayan gençler fahiş kiraları ödeyemedikleri için ya ailesinin yanında kalmak zorunda kalıyor ya da eğitimini yarıda bırakma riskiyle yüz yüze geliyor. Lise öğrencileri, dershane ve özel ders baskısı altında eziliyor; çünkü devlet okullarında verilen eğitim, sınav sistemiyle uyumsuz hale getirilmiş durumda.

Öğretmenler ise düşük maaşları, atama sorunları ve saygınlık kaybı ile karşı karşıya. Ek iş yapmadan hayatlarını sürdüremeyen öğretmenler, derslere bütün enerjilerini veremiyor. Eğitim sisteminin temel taşı olan öğretmen, hak ettiği değeri göremiyor.

Tüm bunlar ekonomik krizle birleştiğinde daha da ağır bir tablo ortaya çıkıyor. Maaşların enflasyona yenik düştüğü, işsizliğin arttığı bir ülkede eğitim harcamalarının bu kadar yükselmesi, aslında eğitim hakkının ihlal edilmesi anlamına geliyor. Eğitim politikaları yıllardır günü kurtarma üzerine kurulu. Derslik yetersizlikleri, kalabalık sınıflar, sürekli değişen müfredat, öğrencilerin ve öğretmenlerin geleceğini karartıyor.

Oysa ki eğitim bir ülkenin en stratejik yatırımıdır. Bugünün çocuklarına yapılan yatırım, yarının toplumunu şekillendirir. Ama Türkiye’de eğitim artık bir fırsat eşitliği değil, derin bir adaletsizlik göstergesi. Parası olan özel okullara, olmayan devlet okullarına yönlendiriliyor; nitelikli eğitim adım adım toplumun geniş kesimlerinden uzaklaşıyor.

Sonuçta yeni eğitim-öğretim yılı başlarken sevinçle değil kaygıyla başlıyoruz. Veliler borçla, öğrenciler geleceğe dair umutsuzlukla, öğretmenler ise tükenmişlikle okula giriyor. Eğitim, toplumsal kalkınmanın motoru olması gerekirken, yanlış ekonomi ve eğitim politikalarının kurbanı haline getiriliyor.

Bu tabloyu değiştirmek ise ancak samimi bir eğitim reformu ve sosyal devlet anlayışının yeniden tesis edilmesiyle mümkün. Aksi halde her okul zili, bir neşe değil, bir feryat sesi olarak yankılanmaya devam edecek.

Yorumlar