İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Barış çok mu uzak?

Barış çok mu uzak?

Son günlerde siyasi kulislerde  kimisi fısıltı, kimisi  açıkça  basın yayın  manşetlerine koro halinde yansiyan ve ardından “ Barış için bir yol bulunabilir mi” tarzında kamuoyuna servis edilen “Öcalan’la ve tek adam rejimiyle yeni çözüm süreci olur mu?” tartışmaları, ilk bakışta iktidarın değişen Kürt stratejisine dair çok söz ve yazı yazılıyor, görüş ileri sürülüyor. İyi mi? Elbette!

Ancak bu yeni hamlenin zamanlaması, içeriği ve hedefleri dikkatli analiz edilmediğinde, demokrasi güçlerinin bir kez daha iktidarın oyun sahasına çekilmesi kaçınılmaz hale gelmesi riski çok büyük olduğunu düşünüyorum.

DEM Parti’nin tabanı, Kürt halkının tarihsel deneyimi bu oyunu daha önce çok gördü. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız; ancak fark şu: Bu defa iktidarın niyeti sadece Kürt hareketini oyalamak değil, tüm muhalefeti çözülmüş ve bölünmüş halde tutmak. Bu yazıda sorulması gereken asıl soru şudur: Bugün Kürt hareketinin önüne yeniden “beklenti” koyan her öneri, kime hizmet eder?

GERİLEYEN BİR İKTİDAR, DARALAN BİR ALAN

2025 yazı itibariyle AKP-MHP bloğu, sadece içeride değil, dış politikada da ciddi sıkışmalar yaşıyor. Ekonomi sürdürülebilir olmaktan çıktı. Devletin finansal kaynakları, yandaş sermayeye aktarılan servet transferleriyle kurudu. Emekçiler nefes alamıyor, gençler ülkeyi terk ediyor. Orta sınıf hızla yoksullaşıyor. Enflasyon artık “kontrolsüzlük” değil, “çöküş” habercisi.

Uluslararası düzlemde ise Erdoğan rejimi, Batı ile gerilimli ama karşılıklı bağımlılıklara sıkışmış, Rusya ve Çin ile pragmatik ama güvensiz ilişkilerle manevra yapıyor. ABD’nin Ortadoğu’da İsrail-Filistin savaşını merkezine alan yeniden yapılandırma çabaları Türkiye’yi oyun dışı bırakırken, İran, Mısır ve Suudi Arabistan gibi aktörlerin inisiyatif alması Erdoğan’ın bölgesel liderlik hayalini berhava etti.

Bu konjonktürde iktidar, içeride seküler muhalefeti CHP’nin içinden ve dışından bölme hamlelerine girişti. Bir yandan CHP’ye yüklenirken, diğer yandan “Kürt sorununda bizden başka çözüm adresi yok” algısını yaratmaya çalışıyor. Bu çift yönlü saldırı, hem Kürt seçmeni hem seküler muhalefeti etkisizleştirmeyi amaçlıyor.

DEM PARTİ NE YAPMALI?

Tam da bu yüzden DEM Parti’nin önündeki yol, yeni bir “çözüm süreci” hayaline kapılmak değil, halkın ve muhalefetin tüm kesimleriyle birlikte toplumsal barışı, eşit yurttaşlığı ve adaleti kurmak üzere bir mücadele hattı örmektir. Bugünkü koşullarda iktidarla “konuşmak” değil, “halkla birlikte yürümek” esastır.

Bugün Kürt halkı sadece kimlik mücadelesi değil, aynı zamanda emek, ekmek, özgürlük ve eşitlik mücadelesi de veriyor. Mesele, sadece dağdaki sesi duymak değil; ovadaki yoksulun, kadının, gencin, çiftçinin, işçinin çığlığını duymaktır. Mesele, Kürtlerin sorunlarını bir “ulusal güvenlik” meselesi olmaktan çıkarıp, Türkiye halklarının ortak demokratik geleceğine dair bir mesele olarak konumlandırmaktır.

BEKLEMEK TUZAKTIR

Bazı çevrelerce önerilen “sabır”, “yeni bir süreci bekleme” ya da “CHP'nin Kürt sorununa dair netleşmesini beklemek” söylemleri, Kürt hareketini edilgenleştirir. Oysa tarihsel deneyimler gösteriyor ki Kürt hareketi bekleyerek değil, yürüyerek, direnerek kazanımlar elde etti. Bugün de ihtiyaç olan, mücadeleyi büyütmek ve diğer halklarla, toplumsal kesimlerle ortak demokratik cepheyi örmektir.

Aksi halde, iktidarın kurduğu bu yeni “çözüm masası” bir masa değil, bir tuzaktır. Bu tuzakta Kürtler “konuşur”, iktidar ise seçim kazanmaya devam eder.

YENİDEN DEMOKRATİK BİR YOL

Demokrasi isteyen herkesin önünde bir seçenek var: Ne CHP’nin devletçi reflekslerine ne de AKP-MHP’nin bölme ve oyalama taktiklerine mahkûmuz. Toplumsal barış, halkların eşitliği ve emekçilerin özgürlüğü için birleşik, seküler, özgürlükçü ve adil bir demokrasi cephesi inşa edilebilir. DEM Parti bu cephenin kurucu gücü olabilir.

Yeter ki beklemekten vazgeçilsin.

Yorumlar