İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Yüreğimiz Yangın Yeri

Yüreğimiz Yangın Yeri

Şu yaz mevsimi var ya; insanın içi içine sığmadığı ayları sayarak beklediği ve doğanın kalbine kendini özgürce bırakma istediği. Güneşiyle, deniziyle, doğanın bin bir ahenge bürünmesiyle ve tüm canlıların yer yüzüne çıkışı ve hayat buluşuyla Tanrıdan bize armağan bir mevsim. Bunlar iyi hoş da ciğerimizin kül olduğu zamanları yaşıyoruz. Her yer alevlere teslim her yer toz duman. Yangın yerine döndü cennet vatanım. Nereye baksam bir duman, nereye baksam bir tufan. 

Cennetten vadi diye tabir ettiğimiz koylarımıza giremiyoruz. Güvenlik güçleri her girişte yolları kapatmış barikat kurmuş kimseleri sokmuyor. Neden? Yangına karşı önlem alınıyor. Yaz gelsin diye günleri ayları saydığımız, koyları ve güzellikleri görmek için kış aylarını heba ettiğimiz zamana acıyor insan. Sadece bu mu? İçimiz yanıyor kalbimiz ağrıyor. Her gördüğümüz alev topu kor olup düşüyor yüreğimize. 

Son 5-6 yıldır bu hep böyle. Haylini kurduğumuz ve görmek için sabırsızlandığımız her yer kapalı. Tam da yazın ortasında. Sebep neden nedir? Çözüm yok. Belki birileri kundaklıyor, belki bir cam parçası belki de bir sigara izmariti. Doğa ile beraber içimizi yakan bir ihmal var. Önlemi alınamayan bir sorun var. Bu sorun her yıl artarak, kanser hücreleri gibi ormanlarımıza dağılıyor ve en güzel yaşam alanlarımızı yok ediyor. 

Güzel olan her şey avucumuzun içinde “yandı bitti kül oldu” misali uçup gidiyor. Biz seyirciyiz! O yangın alanlarının içinde yanan ağaca, binlerce çeşit bitki örtüsüne, en sevdiğimiz çiçeğe seyirciyiz. Orman yanınca bir ağaç yanmaz sadece. Köklerin sarıp sarmaladığı karınca yuvaları yanar, dalı yuva bilmiş serçe yanar, çiçeğin üstünde uyumuş kelebek yanar. Kökünden gövdesine, dallarından yaprağına, orman sadece ağaç değildir; nefes alan binlerce candır. 

Adını siz koyun bahaneler bulun. Ekolojik yangın deyin, doğal afet deyin, küresel ısınma deyin, deyin de deyin bahane çok. Hiçbir zaman suçu kendimizde bulmadık ve bulmayacağız. Hal bu ki; biz değil miyiz yediğimizi içtiğimizi ormanın kalbine bırakan. Biz değil miyiz ormanı çöplüğe çeviren. Biz değil miyiz boşalan şişeleri ormanın ücra köşelerine hoyratça savuran. Biz değil miyiz oturduğumuz yerden kalkarken “birileri gelir burayı temizler hadi kalkalım” diyen. 

Biz yine biz, biz insan oğlu. Bir derenin içine masanı kurup, ayağını soğuk sulara sokup doğanın güzelliklerini unuttun. Sana yaşattığı keyfi huzuru göremedin, idrak edemedin. Nefes aldığın oksijeni doğaya borçlu olduğunun farkında değilsin. Mangaldaki ateşini bıraktın, sigaranın izmaritini bıraktın, yediğin içtiğin çöpleri toplamayı bıraktın. Ama bir gerçek vardı ki; doğa bir daha sana bu huzuru bu keyfi yaşatmayacaktı. Kendini yok etmek pahasına senin bir daha buraya ayak basmana izin vermeyecekti. Senin tüm yıl boyunca hayalini kurduğun koylardan, denizlerden ve Irmaklardan eser kalmayacaktı. 

Bu dünyanın yasası bellidir. Kim bir cana kıyarsa, kıydığı can kadar kendi yoluna ateş düşürür. Yakmakla, yok etmekle, insan kendi elleriyle kendini yakar. Toprak unutmaz, hava unutmaz, su da ağaç da unutmaz. Küllerini gök yüzüne savurur ama ateşi geri getirir. Ormanı korumak; nefesi, yaşamı, geleceğini korumaktır. Unutma: Bir kıvılcım sadece dalları değil, İnsanın vicdanını da kül eder.

Sağlıcakla…

Yorumlar