İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Vergide adalet: Kimden ne kadar?

Vergide adalet: Kimden ne kadar?

Vergi, devletin vatandaşından kamusal hizmetler karşılığında aldığı bir katkıdır. Fakat mesele sadece vergi almak değil, adil vergi almak olmalıdır. Türkiye’de yıllardır tartışılan bir gerçek var ki o da vergideki adaletsizliktir. En sabit gelirli olan işçi, vergi yükünün en ağır kısmını sırtlanırken, büyük ticaret erbapları, şirket sahipleri ve hatta bazı yüksek kazançlı meslek grupları bu yükten ya ustaca sıyrılıyor ya da daha hafif şekilde atlatıyor.

İşçiler maaş almadan önce gelir vergisi kesiliyor. Yetmiyor, maaşıyla markete, pazara gittiğinde KDV ödüyor. Elektrik, su, doğalgaz derken cebindeki para vergiyle buharlaşıyor. Yani bir işçi hem gelir vergisi ödüyor hem de harcarken vergi veriyor; bu da çifte vergi anlamına geliyor. Üstelik yıl içinde aldığı maaş artmadığı hâlde vergi dilimi yükseliyor, böylece eline geçen net miktar azalıyor. Buna “artmayan maaştan artan vergi” çelişkisi de diyebiliriz.

Öte yandan ticaretle uğraşanlar, giderlerini belgeleyerek vergiden düşebiliyor. Bir iş yeri sahibi lüks arabasını, cep telefonunu, hatta bazı özel harcamalarını bile “gider” olarak gösterip vergisini minimize edebiliyor. Bu da toplumda haklı bir şekilde “vergide adalet nerede?” sorusunu gündeme taşıyor.

Avrupa’da ise tablo biraz daha farklı. Örneğin Almanya’da ya da Hollanda’da, bireyin temel ihtiyaçlarını karşılayacak geliri vergiden muaf tutuluyor. Gıda, çocuk bakımı, eğitim gibi alanlarda ya düşük KDV uygulanıyor ya da hiç alınmıyor. Asgari ücretliden alınan vergi oranı düşürülerek dezavantajlı kesim korunuyor. Yani devlet, “önce yaşa, sonra kazandıkça katkını ver” diyor. Bu yaklaşım sosyal devlet anlayışının bir gereğidir.

Türkiye’de ise gelir düzeyine göre alınan vergi oranı artıyor gibi görünse de, pratikte en çok vergiyi, hiçbir gider gösteremeyen sabit maaşlılar ödüyor. Oysa gerçek adalet, bireyin gelirine göre değil, yaşam koşullarına göre vergi almakla başlar. Bir işçinin geliri, geçim sınırının altındaysa oradan vergi almak sadece haksızlık değil, vicdansızlıktır. Vergi politikaları yeniden ele alınmalı, gelirin yüzde 10’unu aşmayacak şekilde bir üst sınır getirilmelidir.

Bugün milyonlarca insan yüksek enflasyon karşısında ezilirken, devletin vergiyle nefes aldırması gerekirken, tam tersine daha da boğması sürdürülebilir değildir. Sosyal barış ve ekonomik adalet için vergide reform şarttır.

Vergi, sadece devlete değil, geleceğe duyulan güvenin de ölçüsüdür. Adil olmayan vergi sistemi, ne kalkınma getirir ne de toplumda aidiyet duygusu oluşturur. Vergide adalet istiyorsak, önce insanı merkeze alan bir vergi anlayışını benimsemeliyiz.

 

 

Yorumlar