İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Ön yargıların gölgesinde toplumsal çürüme

Ön yargıların gölgesinde toplumsal çürüme

Günümüz toplumlarının en sinsi ve yaygın sorunlarından biri, insanları tanımadan, anlamadan ve dinlemeden, sadece zihinsel kalıplarımıza göre etiketleyip hızla yargılamamızdır. Sosyal medyanın başını çektiği her platformda, "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma" salgını kol geziyor. Bu artık bireysel bir zafiyet değil, neredeyse toplumsal bir patoloji haline geldi. 

Bir insanın kim olduğunu öğrenmeden, ne düşündüğünü anlamaya çalışmadan; geçmişini, emeğini veya duruşunu bilmeden onu bir kalıba sokma, bir etiketle tanımlama alışkanlığı son derece yaygın. Bugün birine, sırf bir fotoğrafta göründü diye siyasi görüş biçiliyor; katıldığı bir etkinlikten dolayı ideolojik kimlik yapıştırılıyor; sosyal medyada beğendiği bir paylaşımdan hareketle, kişinin karakterine, ahlakına, hatta inancına dair hüküm veriliyor. 

Oysa bireyi anlamadan yapılan her değerlendirme, hem kişiye hem de topluma ciddi zararlar verir. Bu tutumun ne dinî değerlerle, ne vicdanla, ne de toplumsal ahlakla bağdaştığı ortadadır. Kur'an-ı Kerim'de, "Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin..." (Hucurât Suresi, 12) ayetiyle, bu tür peşin hükümlü yaklaşımların tehlikesine dikkat çekilir. Batılı düşünürler de benzer uyarılarda bulunur. Nietzsche'nin "İnsanları gözlemleyin ama onları yargılamayın" sözü, sağlıklı bir toplumun temelinin anlayış ve empati ile atılabileceğini gösterir. 

Son dönemde sosyal medyada yaşanan linç kültürü, bunun en çarpıcı örneklerindendir. Hiçbir somut bilgi olmadan, konunun özü bilinmeden, insanlar belli bir düşünceyle özdeşleştirilip "taraf" ilan ediliyor. Ne konu araştırılıyor, ne niyet soruluyor. Sadece insanlar, önyargıların oluşturduğu bir hücreye hapsediliyor. 

Bu tutum, sadece bireysel kırgınlıklara yol açmıyor; toplumsal kutuplaşmayı da derinleştiriyor. Herkesi, kendi "mahallesinden" olmayan bir "öteki" olarak görmek, toplumun birlikte yaşama iradesini kemiriyor. Ortak akıl, ortak vicdan ve kolektif hareket etme duygusu aşınıyor. Unutulmamalıdır ki toplumun çöküşü, bazen büyük ekonomik krizlerle değil, küçük görünen ama kronikleşmiş yanlış ahlaki alışkanlıklarla başlar. 

İnsanları tanımaya çalışmak, niyetlerini sorgulamak yerine anlamaya niyet etmek, bu çağın en büyük erdemlerinden biridir. Herkesin sustuğu yerde anlamak, herkesin dışladığı yerde dinlemek, herkesin yargıladığı yerde empati kurmak zorundayız. Zira bu topraklarda birliğe, adalete ve vicdana her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. 

Unutmayalım: Ön yargı, hakikatle aramıza örülen bir duvardır. Ve o duvar yıkılmadan, gerçekle temas mümkün değildir.

Yorumlar