İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Elbette barış…

Elbette barış…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’ te kimsenin beklemediği bir anda yaptığı “Terör Örgütü PKK’nın silah bırakması gerektiğiyle” ilgili açıklamasının ardından yaşanan gelişme ve görüşmelerin sonunda PKK 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde 12. kongresini yaptığını ve silahlı mücadeleyi sonlandırma ve örgütsel yapısını feshetme kararı aldığını duyurdu. Bildirgede, PKK’nın 1978’den beri sürdürdüğü silahlı mücadelenin tarihsel işlevini tamamladığı belirtilerek, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini açıkladı.

Örgütün fesih bildirisinde konuşulacak birçok ayrıntı var ama bunların en önemlisi Lozan Antlaşmasına yapılan vurgudur. Bildirideki “Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923) ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı” denilerek, Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasa’sının Kürt sorununun asıl sorumlusu gibi gösterilerek Kürt kimliğinin inkar edildiği ve asimilasyon politikalarının temeli olduğu vurgulanmak istendi. Bu vurgu, toplumun büyük bir kesimi tarafından çok rahatsız edici bulundu. Çünkü bildirideki Kürt-Türk ilişkilerinin -güya- bozulmasının temel nedeni olarak Lozan Antlaşması’nın gösteriliyor olmasının kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Bildirideki cümleden terör örgütü PKK’nın Lozan Antlaşması’nı kabul etmediği anlamı çıkar. Oysa Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgesi olarak kabul edilir ve Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine yeni devletin sınırlarını, egemenliğini ve uluslararası statüsünü belirleyen bir anlaşmadır. Lozan’ı tanımıyorum demek Türkiye Cumhuriyeti’ni de tanımıyorum, anlamına gelir. Bu da Lozan’ı tartışmaya açmak olur ve ülkemiz için en büyük tehlike haline gelir. Bu ülkedeki aklıselim hiçbir yurttaş bunu istemez ve kabul etmez.

Hükümet ve ortağı, silah bırakma kararını genel olarak olumlu karşılasa da Lozan Antlaşması’na yönelik kullanılan ifadelerin diğer milliyetçi çevrelerde sert tepkilere yol açtığını biliyoruz.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Türk milleti bu ihanet açıklamasını asla kabul edemez” diyerek Lozan’ın “Türkiye’nin tapu senedi” olduğunu vurguladı.

CHP, silah bırakmayı genel olarak olumlu bulsa da Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’na yönelik ifadeleri “provokasyon” olarak nitelendirdi. Bir CHP’li yetkili, bu ifadelerin bilinçli olarak tepki çekmek için kullanıldığını ve asıl tartışılması gereken konuların gölgede bırakıldığını savundu.

DEM Parti, Lozan Antlaşması tartışmalarına odaklanmak yerine “büyük resme” bakılması gerektiğini belirterek ülkenin tapu senedi olan antlaşmayı görmezden geldi. Eş Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Öcalan’ın süreci yönetebilmesi için uygun koşulların sağlanmasının önemine dikkat çekti. İktidar cenahından hiç kimse: “Nedir bu koşullar kardeşim?” diye soramadı.

Bu bildirideki Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’na getirilen ağır eleştirilere dair Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir açıklamada bulunmaması da kamuoyunun dikkatinden kaçmıyor.

Sonuç olarak, PKK’nın silah bırakma ve fesih kararı, Türkiye’de Kürt sorununun çözümüne yönelik tarihi bir adım olarak görülse de Lozan Antlaşması’na yönelik ifadelerin ciddi bir tartışma yarattığı da açıktır.

Bu ülkede yaşayan herkes barıştan yanadır. Barıştan yana olmak ülkemizin tapusunun tartışılmasına müsaade etmek anlamına gelmez. Biz, her zaman Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış cihanda barış” ilkesini kendine rehber edinmişiz.

Elbette barış ama varlığımızı ortadan kaldıracak her isteğin karşısında göğsümüzü siper etmeye de hazır olduğumuzun herkesçe bilinmesi gerekir.

 

 

Yorumlar