İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Bu sessizlik bize yakışmıyor!

Bu sessizlik bize yakışmıyor!

Ekrem İmamoğlu, tam iki aydır tutuklu. “Halkın iradesine darbe” denilen o eski söylem artık sadece geçmişin değil, bugünün de gerçeği. Türkiye, seçilmiş bir büyükşehir belediye başkanının cezaevinde olduğu bir döneme uyanıyor her sabah. Ama ne sokaklar eski kadar gürültülü, ne de vicdanlar artık eskisi kadar rahatsız. Garip bir sessizlik var ülkede. Alışmak mı? Kabullenmek mi? Yorulmak mı? Belki hepsi.

İmamoğlu’nun tutuklanması sadece bir ismin, bir siyasi figürün özgürlüğünden mahrum bırakılması değil. Bu, aynı zamanda milyonlarca insanın sandığa attığı oyun çöpe atılmasıdır. Ve bu çöpe atışın, ekonomiyle, hayat pahalılığıyla, adaletle, hatta bir bakkal defterinin kapanışıyla doğrudan ilgisi var. Çünkü adaletin olmadığı yerde ekonomi büyümez. Çünkü korkunun egemen olduğu yerde yatırım da gelmez, umut da yeşermez.

Bugün Türkiye’de manav tezgahında limonun tanesi 10 lira. Bir öğrencinin bir öğle yemeği 150 liraya mal oluyor. Asgari ücretlinin aldığı zam, market raflarına daha ulaşamadan eriyor. Faiz arttıkça enflasyon düşmüyor, tersine sanki inatla tırmanıyor. Ekonomi yönetimi, vatandaşa “sabredin” derken kendisi sabırsız bir şekilde günü kurtarmaya çalışıyor. Ama günler geçmiyor, günler ağır.

Ve bütün bu karanlığın ortasında, İmamoğlu hâlâ içeride. Onu ziyaret eden birkaç milletvekili dışında, toplumsal refleks cılız. Muhalefet sanki hâlâ 31 Mart 2024’ün travmasını üzerinden atamamış gibi. Sadece sandıkta değil, sokakta da kaybediyoruz. Oysa bu ülkenin sokakları, haksızlık karşısında susmayan insanların ayak sesleriyle doluydu bir zamanlar.

Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu bir sembol. O sembol, “Ben kazanırsam da kaybedebilirim” korkusunu her seçmenin zihnine kazımak istiyor. Sandığın gücünü gölgelemek istiyorlar. Ve ne yazık ki, bu gölge büyüyor. Büyüdükçe hem adaleti hem ekonomiyi boğuyor.

Şimdi sormak lazım: Bu sessizlik bize yakışıyor mu? Sustukça sıra kime gelecek? Yarın hangi belediye başkanı, hangi gazeteci, hangi yurttaş hedef olacak?

İmamoğlu için değil, bu ülkenin onuru için ses çıkarmanın zamanı. Bu gemi daha batmadı. Ama batmaması için birilerinin artık küreğe sarılması şart.

Yorumlar