İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

19 Mayıs ve Atatürk'e hasret

19 Mayıs ve Atatürk'e hasret

Yıl 2025… Takvimler 19 Mayıs’ı gösteriyor. Yine bayraklarla donatılmış sokaklar, yine gözlerinde umutla yürüyen çocuklar, gençler, aileler… Ama içimde tarifini kolay veremediğim bir eksiklik var. Bir eksiklik ki, her 19 Mayıs’ta biraz daha büyüyor, biraz daha derinleşiyor.

Bugün, Samsun’a çıkan o adamın yaktığı bağımsızlık meşalesi hâlâ yanıyor — evet. Ama onun sesi yok. O kararlı yürüyüşü, o gözlerdeki tutku, o her kelimesinde halkına duyduğu inanç… İşte bunlar yok artık. Eksik.

Mustafa Kemal Atatürk’ün olmadığı bir çağda yaşamak, bazen onsuzluğu sindire sindire fark etmek demek. Çünkü Atatürk yalnızca bir komutan, bir devlet adamı değildi. O, milletine umut olmanın, karanlık bir dönemde dahi “Yarın doğacak güneş bizimdir” diyebilmenin adıdır.

19 Mayıs’ta sadece bir kurtuluşun ilk adımı değil, bir karakterin, bir ahlakın, bir duruşun doğumu kutlanır. Bugün gençliğe armağan edilen bir bayramdan çok daha fazlasıdır. Bugün, bir liderin halka olan sonsuz güveninin tarihsel belgesidir.

Peki bugün? Bugün onu gerçekten anıyor muyuz? Yoksa sadece “kutluyor” muyuz?

Bazı yıllar 19 Mayıs bir stadyum gösterisine, bir protokol törenine sıkıştırılıyor. Gençlik ruhunun değil, program akışının bir parçası gibi… Oysa Atatürk bu günü kutlamayı değil, yaşamayı isterdi gençlerden. Düşünmeyi, sorgulamayı, üretmeyi… Ve her 19 Mayıs’ta ona yakışır biçimde, bir milletin vicdanını ayağa kaldırmayı…

Atatürk’ün yokluğu, yalnızca bir fiziksel yokluk değil. O, her susturulan düşüncede, her görmezden gelinen gençte, her küçümsenen kadında biraz daha yok oluyor bu topraklarda. Biz ise onu özlemle değil, bazen sessiz bir utançla arıyoruz. Çünkü vasiyetine tam sahip çıkamadık.

Ama yine de bu ülkenin çocukları her sabah okula giderken o meşalenin izini taşıyor gözlerinde. Gençler, adına belki “farkındalık” demiyorlar ama adaleti, eşitliği, özgürlüğü istiyorlar içten içe. Onların yüreğinde hâlâ o ilk adımın yankısı var. O yüzden bu millet hâlâ dimdik ayakta. O yüzden Atatürk hâlâ aramızda.

Eksik evet… Ama silinmemiş.
Uzak evet… Ama unutulmamış.
Ve belki de tam da bu yüzden, onun yokluğunda bile onun yolunda yürüyen her gençte bir iz, her adımda bir umut var.

Bugün bir kez daha Samsun’dan başlayan o yolculuğa selam duruyorum.
O ilk adıma, o kararlılığa, o sonsuz inanca…
Ve eksik kalan her şeyin adı olan o adama:
Mustafa Kemal Atatürk’e.

Yorumlar