İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Barış var refah yok!

Barış var refah yok!

PKK silah bıraktı. Bu topraklar yıllardır özlemini çektiği bir haberi sonunda aldı. Akan kanın durması, annelerin ağlamaması, dağların sessizliğe bürünmesi… Evet, barış çok kıymetli. Ancak barış tek başına her derde deva mı?

Bu ülke, silahların susmasıyla birlikte güllük gülistanlık bir sabaha uyanmadı. Tam tersine, insanların cebindeki delik büyümeye, adalete olan güven azalmaya, ifade özgürlüğü daha da kısılmaya devam etti. Oysa barışın ardından umut filizlenmeli, demokrasi güçlenmeliydi. Ne oldu peki?

İktidar, yıllardır ülkenin güvenlik sorununu siyasi bir kalkan gibi kullandı. Ekonomik çöküş, yolsuzluk iddiaları, liyakatsizlik, basın üzerindeki baskılar… Her eleştiri, “önce terörü bitirelim” savunmasıyla susturuldu. Şimdi o savunma düştü. Silahlar sustu. Bahaneler tükendi. Ama sorunlar hâlâ yerli yerinde duruyor.

Peki şimdi ne yapacak iktidar? İşsizlik rekor kırarken, gençler ülkeyi terk etmek isterken, çiftçi borç batağındayken, enflasyonla yatıp yoksullukla kalkarken… Artık “beka” deyip geçiştiremezsiniz. Artık suskun kalan halk değil, susturulmak istenen gerçekler konuşuyor.

Demokrasi, sadece çatışmanın bitmesiyle inşa edilmez. Demokrasi, her vatandaşın kendini özgürce ifade edebildiği, hukuk karşısında eşit olduğu, alın terinin karşılığını aldığı bir düzenle var olur. Ve bu düzeni kurmak, artık silah bırakmış bir örgütü suçlayarak değil, halkın yarasını sarmakla mümkün olur.

Silahların susması güzel. Şimdi sıra kulakların açılmasında...

İmamoğlu'nu unutmayalım!

Ve tüm bunların üstüne, hâlâ haksız, hukuksuz bir tutukluluğu konuşuyoruz: Ekrem İmamoğlu. İstanbul halkının oylarıyla seçilmiş bir belediye başkanı, siyasi hırs ve korkular uğruna özgürlüğünden edildi. Bu durum, sadece bir kişinin değil, milyonların iradesinin gaspıdır.

İmamoğlu’nun cezaevinde tutulması, demokrasiye indirilen en ağır darbelerden biridir. Bu ülkede barış sağlanmış olabilir ama adalet hâlâ esir. Sandıkta kazanamadıklarını, yargı eliyle gasp eden bir anlayışla karşı karşıyayız. Sessiz kalmak, bu düzene ortak olmaktır.

Bu yazının sonunda sormak gerekiyor: Eğer barış geldi ama adalet hâlâ yoksa, o zaman biz neyin içindeyiz? Demokrasi süsü verilmiş bir otoriterliğin mi, yoksa halkı susturmakla meşgul bir korku rejiminin mi?

Silahlar sustu, sıra halkın sesinde. Şimdi konuşma vakti. Hem de yüksek sesle.


 


 

Yorumlar