İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Geçmiş birikintilerimiz yüzünden öfkeliyiz!

Geçmiş birikintilerimiz  yüzünden öfkeliyiz!

Engellendiğimizde, haksızlığa uğradığımızda, önem verdiğimiz insanlar tarafından beklentilerimiz karşılanmadığında yaşadığımız ve hissettiğimiz duygu, öfkedir. Nasıl ki sevinmek, üzülmek bize ait bir duygu ise, öfkelenmekte bize ait bir duygudur. Hissedilen bu duygu bazı durumlar karşısında benimsenmişse ya da kalıplaşmışsa örneğin ‘’insanlar zaten bencildir! İnsanlar yaşam boyunca beni hep engellediler zaten!’’ gibi durumlar yaşanıyorsa bu genellemenin tek açıklaması vardır o da geçmişte biriktirdiğimiz, çözümleyemediğimiz ve üstünü örtmek zorunda kaldığımız bir takım kızgınlıkların varlığıdır. 

Geçmişte olan biten her şeyi geleceğe taşır ve orada yaşamaya başlarız. Bazen işin içinden çıkamayız. Bu gibi duyguların bilinç dışındaki varlığı ile dolup taşarız. Çevremize yansıtırız. Tüm yaşamımız bastırılmış duygularımıza göre şekillenir. Bu duyguların varlığı geçmişimizdir ve bazı durumlardan kaçınmak için bilinç dışına iter, korkuları biriktirir ve olmadığımız biri gibi yaşarız. Bir başkasına kızar, onu sorumlu tutarız. Aslında kızdığımız başkası değil, kendimizizdir. Sevgili Engin Geçtan’ın buna çok güzel bir örneği var. ‘’ Eğer bir insan, abartılmış bazı davranışlar gösteriyorsa gerçekte o davranışın tam karşıtı duygular yaşadığını düşünmekte fayda var.’’

İnsanlar eksikliğini hep gizlemek ister. Aslında ipuçları verirler ama kendilerindeki bu olumsuz davranışların farkında değillerdir. Mesela Mazoşist ve Sadist insanlar. Mazoşist, kendisine acı verilmesinden haz duyma durumu. Sadist ise bir başkasına ruhsal veya fiziksel acı çektirmekten haz alma durumudur. Bazen kişi davranışa dökemediğini hayallerinde yaşayarak doyum sağlamaya çalışır. 

Yine Geçtan’ın kitabında verdiği bir örnek üzerine, bu hayaller iki türlüdür. Zafer kazanan kahraman ve mağdur kahraman. Birinci hayal türünde kişi kendisini güçlü, yetenekli, çevresinden saygı görmüş biri olarak düşler. Bu şekilde düşmanca duygular bu hayal yoluyla boşalır. Zafer kazanmış bu kahraman önüne çıkan herkesi ezer ve geçer. Güçlüdür. İkinci hayal türünde ise mağdur kahraman gideceği yolda çeşitli engellemeler ve haksızlıkla karşılaştığı için yenik düşmüş, bu yolda gösterdiği yüreklilik sayesinde insanların ona hayranlık duyduğunu düşler. İşte bu örneklere göre birinci türdeki hayal sadist bir durumu, ikinci türdeki hayal mazoşist bir durumu anlatır. 

Özetle, yaşadığımız olumlu duygular nasıl bize aitse, olumsuz duygularda bize aittir ve bu duygular kabul görmelidir. Olumsuz duyguları yaşamamıza izin verilmedikçe ve bastırılmasını zorunlu kıldıkça, insanın kendisine yabancılaşması ve düşmanca eğilimlerin gelişmesi kaçınılmaz olur. 

Yorumlar