İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Kendine zaman ayırmak neden bu kadar zor?

Kendine zaman ayırmak  neden bu kadar zor?

“Vakit yok” cümlesini kaç kez kurduk bu hafta? Peki, kaç kez “kendime vakit ayıramadım” cümlesini kullandık? Gündem yoğun, işler bitmiyor, ekranlar hep açık. Ama belki de asıl mesele, kendimize ayırdığımız o sessiz, sade dakikaları önemsiz saymamız. Çünkü artık ‘yoğun olmak’, bir nevi başarı göstergesi. Oysa en çok ihtiyaç duyduğumuz şey bazen sadece durmak.

Gün bitiyor, yatağa uzanıyorsun, telefon elinde, gözlerin yarı açık… Bir yandan da düşünüyorsun: “Bugün ben ne yaptım?” İşte o soru, aslında bir şeyleri hatırlatıyor ama üstünü örtüp geçiyoruz genelde. Çünkü zamanımızı hep bir yerlere dağıtıyoruz. İş, mesajlar, haberler, yapılacaklar listesi ve hatta kimi zaman da boşa geçen görüşmeler ve gereksiz yere zaman alan insanlar... Ama kendimize? Pek yok.

Boş durmak, artık ‘verimsizlik’ sayılıyor. Sanki her an bir şey üretmek, paylaşmak, çözmek zorundayız. Yoksa geride kalırız, eksik oluruz gibi geliyor. O yüzden kendimize ayırdığımız o sade vakitler, ilk elenenler listesine giriyor. Gün içinde bir boşluk oluşsa bile hemen elimiz telefona gidiyor. Sessizlik, tahammül edemediğimiz bir şeye dönüşmüş durumda.

Ama şu da var: Kendimize vakit ayırmadıkça içten içe tükeniyoruz. Kimse fark etmese de biz fark ediyoruz. Daha sabırsız oluyoruz, daha çabuk sıkılıyoruz, her şey göze daha yorucu geliyor. Belki de o “her şeyden bıktım” dediğimiz anlar, aslında kendimize dönüp bir “nasılsın?” bile dememekten kaynaklanıyor.

Kendine zaman ayırmak bencillik değil, aksine en sade ve en zaruri bakım şekli. Çünkü kendini ihmal eden biri, bir süre sonra herkesi yorar. İnsan önce kendine iyi gelmeli ki başkasına da iyi gelebilsin. Üstelik bu zaman dilimi öyle uzun uzun saatler olmak zorunda değil. Belki sabah uyanınca beş dakika sessizce oturmak, belki bir yürüyüş, belki deftere içinden geçenleri karalamak… Ne olursa olsun, sadece sana ait küçük bir alan. 

Zaman hep vardı; ancak mesele birazını sonsuza kadar birlikte olacağın kişiye yani kendine saklamakta. Çünkü kendi içimize dönebildiğimizde, aslında ne kadar çok şeyi ıskaladığımızı fark ediyoruz. Bizimle birlikte olan ama göz ardı ettiğimiz küçük mutlulukları... Gözlerimizin önündeki detayları... Sadece birkaç dakika kendimize ayırarak, bunlara daha fazla yer açabiliriz. 

İçimize doğru yapacağımız küçük bir yolculuk, aslında bizden çok daha fazlasını geri getiriyor. Belki de sadece durmamız gerektiği için değil, kendimize yer açmak, içsel gürültüden arınmak için… Bu, bizi daha güçlü ve daha dengeli kılacaktır. Her şeyin ötesinde, kendine değer verdiğinde, hayat da sana değer verecektir.

“İnsan kendine ne kadar uzaktır, bir bilsen”
Oruç Aruoba

Yorumlar