İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Ama annemin parası yok!

Ama annemin parası yok!

Bugün televizyon ekranlarında bir haber görüntüsü yer aldı. Antalya’nın Kepez ilçesinde iki katlı gecekondunun birinci katında çıkan yangında, evde yalnız olan 8, 6 ve 2 yaşlarındaki üç küçük çocuk mahsur kalır. Çocukları duman ve alevlerin arasından itfaiye erleri kurtarır ve sağlık kontrolünden geçirilmeleri için ambulansa bindirirler. Ancak çocuklardan birisi ağlayarak hastaneye gitmek istemez. Sağlık görevlisi, “annem kızar diye korkuyor,” açıklamasında bulunur. Diğer görevli, “Annende gelecek, bekle,” diyerek çocuğu sakinleştirmeye çalışır. Çocuk yine ağlayarak şöyle cevap verir:

“Ama annemin parası yok...”

İtfaiye ve sağlık ekipleri, ağlayan çocuğu, “Orada para almayacaklar, ağlama sen, bak kardeşin ağlıyor mu,” diyerek teselli etmeye çalışırlar.

“Annemin parası yok”

Bu sözler, en vicdansız insanın bile kalbini sızlatacak kadar ağırdır...

Bu sözler, en utanmaz insanın bile utançtan yüzünü kızartacak kadar ağırdır...

Bir çocuğun ağzından dökülen bu cümle, 21’nci Yüzyıl Türkiye’sinde çocuk olmanın en ağır feryadıdır...

Altından kalkılamaz...

Bizim çocuklarımız...

Bizim çocuklarımız, parasızlığa, derin yoksulluğa ve ana-babalarının çaresizliğine şahit olarak büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, pazarlardan, çöp konteynerlerinden çürük gıda toplayarak büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, çöp konteynerlerine atılan giyecekleri toplayarak büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, annelerin topladığı atık gıdalarla beslenerek, atık giyecekleri giyerek büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, bir kalem pirzolaya, bir küçücük çikolataya hasret olarak büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, market kasalarında annelerine, “anne bari muzu bıraksaydın,” diye yalvararak büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, babaları evin kirasını ödeyemediği için ailece sokaklara atılarak, büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, bayramlarda bir yeni kıyafet giymeye, bir oyun alanına gitmeye hasret olarak büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, bir oyuncağa sahip olmadan büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, arkadaşlarına imrenerek büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, eğitimden ve fırsat eşitliğinden yoksun bırakılarak büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, üç tarafı denizlerle çevrili İstanbul’da denizi görmeden yaşamak zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, sinemanın, tiyatronun, müzenin ne olduğunu bilmeden büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, tatile gitmenin ne anlama geldiğini bile bilmeden büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, herkesin gözünün önünde dilendirilerek büyümek zorunda kalıyorlar.

Bizim çocuklarımız, iş kazalarında ölüyorlar; küçücük bedenleri, kaldıramadıkları işlerin ağırlığında ezildiği için...

Bizim çocuklarımız, yoksulluk nedeniyle çıkan yangınlarda ölüyorlar.

Bizim çocuklarımız, bebeklerimiz, sadece kazanç peşinde koşan acımasız lüks otel sahiplerinin ve denetim görevini yerine getirmeyen sorumsuz yetkililerin ihmali nedeniyle yanarak, dumandan boğularak ölüyorlar.

Bizim çocuklarımız, tarikat yurtlarında çıkan yangınlarda ölüyorlar.

Bizim çocuklarımız, yoksulluğun çıkardığı yangınlarda ölüyorlar.

Bizim çocuklarımız, bebeklerimiz yetişkinlerin cinsel tacizleri sonucunda ölüyorlar.

Bizim çocuklarımız sorumsuz müteahhit ve denetim görevini yapmayan yetkililerin ihmalleri nedeniyle göçük altında kalarak ölüyorlar.

Bizim çocuklarımız aile meclisleri tarafından katledilerek dere kenarlarına atılıyorlar.

Bizim çocuklarımızın katledilen körpe bedenleri göl kenarlarına atılıyor.

Bizim çocuklarımız, depremlerde, evlerinin önünde, sokakta oynarken, bakkala giderken kayboluyorlar.

Bizim çocuklarımız çocukluklarını yaşayamadan büyüyorlar.

Bizim çocuklarımız, çocuk olamadan büyümek zorunda kaldıkları için aslında hiç büyüyemiyorlar.

Bizim çocuklarımız hayal bile kuramıyor, çünkü onların hayalleri daha ana kucağındayken öldürülüyor.

“Ama annemin parası yok...”

Bu cümlenin dışında yazılan her sözcük anlamını yitiriyor.

Sizleri bilmem ama ben bu sözün ağırlığının altında ezildim.

Çünkü o çocuğun annesinin “parası yok...”



 

Yorumlar