İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Toplumsal gerçeklikten kopmak: Ölünce beni kim yıkayacak?

Toplumsal gerçeklikten kopmak:  Ölünce beni kim yıkayacak?

Sabahın erken saatlerinde, İstanbul’un kalabalık ve yoğun trafiğinde ilerlerken dikkatimi çeken devasa bir reklam panosu, gün boyu aklımdan çıkmadı. Simsiyah bir zeminde, beyaz harflerle yazılmış ürkütücü bir soru: “Ölünce beni kim yıkayacak?” Bu cümle ilk anda hacklenmiş bir sistem ya da bir sivil toplum kuruluşunun cesur bir farkındalık kampanyası gibi geldi. Ancak gerçek, çok daha rahatsız ediciydi. TRT, yeni bir dizisinin tanıtımı için bu ifadeyi kullanmayı uygun görmüştü.

TRT’nin kamu yayıncılığı sorumluluğuyla bağdaşmayan bu PR çalışması, yalnızca kötü bir tercih değil; aynı zamanda toplumsal duyarlılıklardan tamamen kopuk bir tavır. Türkiye gibi son on yılda birçok trajik olayın, travmatik kayıpların ve şüpheli intiharların yaşandığı bir ülkede, böyle bir cümleyi kamusal alanlarda sergilemek yalnızca bir tanıtım başarısızlığı değil, aynı zamanda toplumsal yaraları deşen bir ihmaldir.

Duyarsızlığın simgesi: Sıradışı olma çabası

Açık hava reklamcılığı son yıllarda etkileyici ve yaratıcı kampanyalarla dikkat çekiyor. Özellikle dijital platformlar, sıra dışı tanıtım stratejileriyle izleyiciyi şaşırtmayı başardı. Ancak bu tür kampanyalar, bir fikrin yalnızca “farklı” olmasıyla değil, aynı zamanda toplumsal bağlamını gözetmesiyle başarılı olur. TRT’nin bu tanıtımı, Netflix gibi platformların yaratıcılığına öykünmüş olabilir; fakat sonuç, empati yoksunluğunun, sosyal gerçeklerden kopukluğun ve estetik anlayıştan yoksun bir çabanın dışavurumundan başka bir şey değil.

Toplumsal yaraları görmezden gelmek

Türkiye’de her gün bir kişi intihar ediyor. Hasta ebeveynine bakan, yalnız yaşayan veya hayatla mücadele eden binlerce insan, bu gibi sorularla boğuşarak bir sabah daha güne başlıyor. “Ölünce beni kim yıkayacak?” gibi bir ifade, bu insanların travmalarını derinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Özellikle toplu taşımada, Marmaray ve metro gibi kamusal alanlarda bu afişlerin sergilenmesi, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumsuzluk örneğidir.

Bir yayın kuruluşunun sorumluluğu, yalnızca dikkat çekmek değil, aynı zamanda topluma dokunan ve onu güçlendiren içerikler üretmektir. TRT gibi bir kurumun, halkın yaralarını görmezden gelen bir pazarlama diliyle hareket etmesi, temsil ettiği değerlerle çelişir.


Alternatif bir 

yol mümkün

Etkili bir tanıtım yapmak için trajik duyguları suistimal etmek şart değildir. Derinliği olan hikâyeler, yaratıcı yöntemlerle duyurulabilir. TRT’nin amacının bu olmadığını ummak istesek de, karşımıza çıkan kampanya bunun aksini düşündürüyor.

Sonuç olarak, kamu yayıncılığı yapan bir kurumdan daha fazla özen ve hassasiyet beklemek hakkımızdır. Bu kampanyanın yalnızca kötü bir tanıtım stratejisi olarak kalmasını, yaydığı mesajın derin toplumsal etkilerini görmezden gelmememiz gerektiğini unutmamalıyız. Aksi takdirde, bu sorumsuz dil, daha büyük yaraların açılmasına neden olabilir.


 

Yorumlar