Anıl Boduç
[email protected]
Avcılar'da sefil bir akşam
Sanki sene 1962. Francoise Hardy dinleyip alabildiğine ucuz kırmızı şarap içiyor ve yarına dair iyi şeyler olmasını umuyorum. Ama heyhat. Kötü kader. Hem meteliksizim hem de aşksız.
Pazar günü için hiç üstüne yazılar
Uyandı… Yatağında hafiften doğruldu ve esnedi. Mahmurluk ve boşvermişlik içinde kalktı yataktan. Ne yeni gelen gün ne de hava durumu anlam ifade etmiyordu onun için. Fakat yılların verdiği alışkanlıkla gene de perdeyi araladı, camı açtı. Yağmur yağıyordu, gündüze inat karanlıktı her yer.
Avcılar iyi yönetiliyor mu?
Hançerli yönetimi Toprak yönetimini aratıyor mu? Yoksa aynı tas aynı hamam mı? Sizce Avcılar iyi yönetiliyor mu? 31 Mart 2019'da belediye başkanlığı görevine layık görülen Turan Hançerli ve ekibini başarılı buluyor musunuz? Mesela 1 buçuk yılda Avcılar'da ne değişti?
Paris'ten sevgilerle...
Aklımın içinde çalıp duran Jacques Brel şarkıları sonunda galip gelmişti. Ces gens la dinlediğim bir günün sonunda işte şimdi Paris'teydim. Soğuk bir kış akşamı. Ayazın avucunda unutmuşum ellerimi. Kimsesiz ve ellerim soğuktan buz kesmiş yürüyorum. Hatta öyle ki gözlerim buz kesmiş soğuktan.
Bazıları sonsuz neşeye doğar
Bazıları sonsuz neşeye doğar. Bazıları da sonsuz kedere. Benim için güneş alabildiğine kederli bir güne doğmuştu. Her sabah birbirini tekrar eden kocaman bir kederden ibaretti. Terk edilmiştim. Ah Nilüfer. Nasıl da terk etmişti beni.
