İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Osmanlı’nın kaderini değiştiren tartışmalı üçlü

Osmanlı’nın kaderini  değiştiren tartışmalı üçlü

Tarih, bazen kahramanlar bazen de suçlular doğurur; ama nadiren bu ikisini aynı kişilerde birleştirir. Enver, Talat ve Cemal Paşalar, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damga vuran “Üç Paşalar” olarak bilinen bu üçlü, tam da böyle bir karmaşık miras bıraktı geride. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen isimleri olarak, 1913’te iktidarı ele geçirdikten sonra imparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’na sürüklediler ve bu karar, hem zafer hayallerini hem de felaketi beraberinde getirdi. Bugün, bu paşaları anarken, bir yandan milliyetçi bir gurur, diğer yandan uluslararası suçlamalar arasında sıkışıp kalıyoruz. Peki, kimdi bu paşalar ve neden hâlâ tartışılıyorlar?

Öncelikle, arka planı hatırlayalım. Talat Paşa (1874-1921), Dahiliye Nazırı ve sonradan Sadrazam olarak iç işlerden sorumluydu; Enver Paşa (1881-1922), Harbiye Nazırı olarak orduyu yönetti; Cemal Paşa (1872-1922) ise Bahriye Nazırı olarak donanmayı kontrol ediyordu. Bu üçlü, 1908 İkinci Meşrutiyet Devrimi’yle yükselen Jön Türk hareketinin çekirdeğini oluşturuyordu. İttihat ve Terakki’nin 1913 Bab-ı Ali Baskını’yla iktidarı tam anlamıyla ele geçirmesi, Osmanlı’yı koalisyon yönetimle tanıştırdı. Enver Paşa’nın askeri reformları, Talat’ın iç güvenlik politikaları ve Cemal’in Suriye’deki idaresi, imparatorluğu modernleştirmeye yönelikti, en azından öyle iddia ediliyordu.

Ancak, asıl tartışma, Birinci Dünya Savaşı’ndaki rollerinde başlıyor. Üç Paşalar, Osmanlı’yı Almanya’nın yanında savaşa soktu; Enver’in Sarıkamış felaketi gibi askeri hataları, binlerce askerin ölümüne yol açtı. Savaşın sonunda, 1918 Mondros Mütarekesi’yle yenilgi kesinleşince, 2 Kasım 1918’de bir Alman gemisiyle İstanbul’dan kaçtılar. Bu kaçış, bazılarına göre vatan hainliği, bazılarına göre ise hayatta kalma mücadelesiydi. Talat Paşa 1921’de Berlin’de, Cemal Paşa 1922’de Tiflis’te Ermeni suikastçılar tarafından öldürüldü; Enver Paşa ise Orta Asya’da Bolşeviklere karşı savaşırken hayatını kaybetti. Türk milliyetçiliğinde “şehit” olarak anılan bu ölümler, bazı kaynaklarda “suikast” olarak nitelendiriliyor. Yaşanan bu fırtınalı hayatlar belki de böyle sonlanmayabilirdi.

Peki, Üç Paşalar’ı nasıl değerlendirmeliyiz? Onlar, Osmanlı’nın çöküşünü hızlandıran maceracılar mı, yoksa Cumhuriyet’in temellerini atan devrimciler mi? Enver’in Pan-Türkist hayalleri, Talat’ın örgütçülüğü ve Cemal’in idari gücü, bir yandan modern Türkiye’nin milliyetçi ruhunu şekillendirdi; diğer yandan milyonlarca insanın acısına sebep oldu. Tarih, tarafsız bir yargıç değil; ama gerçekler ortada. Belki de en doğrusu, onları imparatorluğun son nefesindeki hırslı adamlar olarak görmek gerekir.

Ruhlarınız şad olsun…


 

Yorumlar