Anıl Boduç
[email protected]
Korona günlerinde aşk
Seni sevdiğim şu zamanın beyhudeliğine bak. Depremler, savaş, ekonomik kriz ve her türlü tantana içerisinde sırılsıklam aşık ve budala bir halde kaldırımları arşınlarken şimdi sokağa bile çıkamıyorum. Öyle sarhoş gibi yalpalayan adımlarla kapına bile gelemeyecek olmam sonra. Hay koronasına!
İnsanların parasızlıktan öldüğü ülke!
Türkiye. Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada. Kuzeyi Karadeniz, batısı Ege- Marmara, güneyi Akdeniz. Verimli topraklar. Doğusunda insanlar hayvancılıkla geçinir, batısında tarımla. Büyükşehirlerinde sanayi vardır sonra.
Henry Charles Bukowski
“Her aynaya baktığında ne kadar çirkin olduğunu düşünen Bukowski, bu hayatta tek bir şansı olduğunu düşünür; o da yazar olmak…” bir akşamüstü küçük odasının yazı masasında oturur 24 yaşındaki Charles Bukowski; dışarısı çok sıcak ve radyoda müzik çalmaktadır. ‘yazmanın en büyük şartı sarhoş olmaktır.
Leonard Cohen'in anısına
Havalar soğumuştu. Dışarıda yağmur çiseliyordu. Ne mavi ne siyah, bohem bir grilik yapışmıştı sanki gökyüzüne. Böyle havalar yazar olmak ya da ressam filan olmak için birebir diye içinden geçiren Kamil, kitap yazacak mecali ve yeteneği olmadığından kendini sokaklara atmayı tercih etti.
Bornova hatırası
Yitik geçen günler, zamanlar. Öğrenciyiz henüz. Bornova'nın sakin ve bedeli yüksek Süvari Caddesi'nden süzülüp, Büyükpark'a çıkmak için yürüyoruz. Alsancak'a gitmeye üşenmiş ve 20'li yaşlarının başında kendini “yorgun” hisseden birkaç adam ve kadın, Uğur Mumcu Kültür Merkezi'nin önünden geçiyoruz.
