İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Üniversite eğitimi 3 yıla düşürülürse ne olur?

Üniversite eğitimi 3 yıla  düşürülürse ne olur?

Türkiye’de son zamanlarda yükseköğretim sistemine dair dikkat çekici bir öneri yeniden gündeme geldi: Üniversite eğitim süresinin 4 yıldan 3 yıla düşürülmesi. İlk bakışta kulağa verimlilik, hız ve iş gücüne erken katılım gibi kavramlarla cazip gelse de, bu mesele yalnızca bir yılın kısaltılmasıyla sınırlı değil; aynı zamanda eğitim kalitesi, bilgi derinliği, gençlerin donanımı ve akademik hayatın ruhu ile doğrudan ilgili bir tartışmadır.

Savunucular, “Zaten birçok derste gereksiz tekrar var”, “İş hayatı üniversiteyi beklemiyor” gibi argümanlarla sürenin azaltılmasının mantıklı olduğunu savunuyor. Avrupa’da bazı ülkelerde 3 yıllık lisans uygulamaları örnek gösteriliyor. Ancak bu karşılaştırmalar çoğu zaman bağlamdan kopuk yapılıyor. Çünkü o sistemlerde 3 yıl kısa ama çok yoğun, uygulama ağırlıklı, önceden yapılandırılmış eğitimlerle destekleniyor. Türkiye’de ise birçok üniversitenin hâlâ altyapı, akademik kadro ve program içeriklerinde ciddi eksiklikleri bulunuyor.

Üniversite, sadece bilgi edinilen bir yer değildir. Aynı zamanda kişiliğin, düşünce yapısının, sosyal becerilerin, kültürel derinliğin geliştiği bir yaşam alanıdır. 4 yıllık süreç bir ders değil; hayata dair deneyimdir. Bu süre, öğrencinin hem akademik hem de insani anlamda olgunlaşması için bir fırsattır. Üç yıla sıkıştırıldığında öğrencinin bu çok yönlü gelişimi büyük risk altına girebilir.

Mezun sayısı artar iş bulan sayısı değil

Bazı çevreler bu uygulamanın iş gücü piyasasına erken katılımı artıracağını savunsa da, Türkiye’de asıl sorun mezunların çokluğu değil, nitelikli iş alanlarının azlığıdır. Her yıl yüz binlerce genç üniversite bitiriyor ancak işsizlik oranı hâlâ yüksek. 3 yılda mezun olan birey sayısı artacak, ama iş bulabilme oranı yükselmedikçe bu sadece diplomalı işsiz sayısını artıracaktır.

Birçok akademisyen bu fikre temkinli yaklaşıyor. Müfredatın sıkıştırılması durumunda özellikle temel bilimler, mühendislik, hukuk, tıp gibi alanlarda ciddi nitelik kaybı yaşanabileceği ifade ediliyor. Ayrıca bu kararın YÖK, üniversiteler, öğretim üyeleri ve öğrenciler arasında geniş çaplı tartışılmadan gündeme gelmesi, sürece dair şeffaflık ve katılımcılık eksikliği olduğunu da düşündürüyor.
Eğitimi hızlandırmak kulağa çağdaş gibi gelse de, her hızlanma kalite anlamına gelmez. Bilgiyi “yetiştirmek” ile “işlemek” farklı şeylerdir. Türkiye'nin ihtiyacı daha çok mezun değil; daha iyi yetişmiş, düşünebilen, çözüm üretebilen bireylerdir. Eğitim sisteminde yapılacak reformlar, sadece süre değil; içerik, öğretim yöntemleri, öğrenci destekleri ve sektörle entegrasyon gibi boyutlarıyla ele alınmalıdır.

Eğer üniversite bir inşaysa, temeli hızla değil, sağlam atılmalıdır. 
Çünkü çabuk biten eğitim, uzun süren pişmanlıklar doğurabilir.

Yorumlar