İstanbul
Parçalı bulutlu
13°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Kadınlar korku içinde yaşıyor

Kadınlar korku içinde yaşıyor

Bu ülkenin sokaklarında kadınlar adımlarını iki kere dinleyerek atıyor. Bir gece eve dönerken omzunun üzerinden arkaya bakmak, asansöre binmeden önce kapıda bekleyeni kontrol etmek, toplu taşımada bir koltuğa otururken bile “yanıma kim oturacak” diye kaygılanmak... Bunların hiçbiri olağan olmamalıydı. Ama ne yazık ki kadınlar, yaşadıkları toplumda en sıradan anlarını bile güvensizlikle örülü bir hayatın içinde geçirmek zorunda bırakılıyor.

Kadın cinayetleri, şiddet, taciz... Haber bültenlerinde neredeyse gün aşırı yer bulan ve artık “olağan” kabul edildiği için sayfalar arasında sessizce kaybolan bu olaylar, aslında ülkenin en büyük toplumsal krizlerinden biridir. İstatistikler soğuktur; ama her rakamın ardında bir hayat, bir aile, bir umut vardır. Her saldırıya uğrayan kadın, bu toplumun geleceğinin nasıl bir yöne savrulduğunu gösteren bir işaret fişeğidir. Ve biz, o fişekleri gökyüzünde her gün daha fazla görür olduk.

Korkunun bu kadar yaygınlaşmasının bir nedeni de, kadınların dayanamadığı o ağır cümledir: “Kendini korusaydı.” Bir saldırının ardından atılan her suçlayıcı söz, kadınların omzuna bir yük daha bırakıyor. Oysa gerçek apaçık ortada: Kadınları koruyacak olanlar, yine kadınlar değil; onları hedef haline getiren zihniyetle mücadele edecek güçlü bir adalet sistemi, caydırıcı yasalar, toplumsal dönüşüm ve kararlılıktır.

Çocuk yaşta evliliklerden işe alım süreçlerindeki ayrımcılığa, ev içi şiddetten kamusal alandaki tehditlere kadar geniş bir yelpazede kadınlar hâlâ eşit yurttaşlar olarak değil, potansiyel bir tehlike altında yaşayan bireyler gibi görülüyor. Bu yüzden bugün Türkiye’de kadın olmak, yalnızca bir kimlik değil, her adımda bir mücadele anlamına geliyor.

Oysa bir ülkenin gerçek gelişmişlik seviyesi, kadınların güven içinde yaşayıp yaşayamadığıyla ölçülür. Eğer kadınlar her gün “Acaba başıma bir şey gelir mi?” diye düşünüyorsa, o ülkede ne demokrasi tamdır, ne özgürlük, ne de adalet.

Sokakları güvenli hale getirmek, karanlık noktaları aydınlatmak, adalet mekanizmasını güçlendirmek, caydırıcı cezaları uygulamak ve en önemlisi toplumun zihniyetini değiştirmek… Bunların hepsi bir arada yapılması gereken zor ama ertelenemez adımlar. Çünkü korku, yalnızca kadınları değil; tüm ülkeyi tutan görünmez bir zincirdir.

Kadınlar, korku içinde yaşamayı hak etmiyor. Bu ülkede hiçbir kadın kapıdan çıkarken dua etmek zorunda kalmamalı. Hiçbir anne, kızını endişeyle arayıp “İyi misin?” demek zorunda kalmamalı. Hiçbir genç kadın, gecenin sessizliğinde anahtarlarını parmaklarının arasına sıkıştırarak yürümemeli.

Bu toplum, kadınların korkusunu değil, özgürlüğünü büyütmek zorunda. Çünkü bir kadın özgür olduğunda, aslında tüm ülke nefes alır.

Yorumlar