İstanbul
Parçalı bulutlu
13°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Emekçinin canı rakam değil gerçektir

Emekçinin canı rakam değil gerçektir


Türkiye, her geçen gün yeni bir iş cinayeti haberiyle sarsılıyor. Evet, iş kazası değil — iş cinayeti. Çünkü bu ölümler “önlenebilir” olduğu halde önlenmediği için yaşanıyor. Çalışma koşullarının iyileştirilmemesi, denetimlerin kağıt üzerinde kalması ve iş güvenliğinin maliyet olarak görülmesi yüzünden her yıl yüzlerce emekçi, evine dönemiyor.

Geçtiğimiz günlerde Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde yaşanan büyük fabrika yangını, bu acı gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Dumanlar sadece gökyüzünü değil, ülkemizin çalışma kültürünü de kararttı. Alevlerin ortasında hayatını kaybeden, yaralanan, dumandan etkilenen işçiler… Oysa bu tür tesislerde yangın güvenliği, kimyasal depolama kuralları, acil durum planları kanunla belirlenmiş durumda. Peki kâğıt üzerindeki bu kurallar neden uygulamaya geçmiyor?

Çünkü Türkiye’de “iş güvenliği kültürü” hâlâ oturmadı. Patron için güvenlik masraf, işçi için kader. Denetim mekanizmaları ise çoğu zaman göstermelik. İş güvenliği uzmanları uyarıyor, raporlar yazılıyor ama bir sonraki vardiyada yine aynı ihmal devam ediyor. Sonra bir yangın çıkıyor, bir patlama oluyor, bir vinç devriliyor… Ve hep aynı cümle: “İhmaller araştırılıyor.”

Dilovası’ndaki yangın, yalnızca bir fabrikanın değil, denetimsizliğin, umursamazlığın, “üretim her şeyden önce gelir” anlayışının yandığı bir olaydır. O bölge zaten yıllardır çevre kirliliği, zehirli atıklar ve sanayi yoğunluğu nedeniyle Türkiye’nin en riskli bölgelerinden biri. Buna rağmen yeterli önlem alınmıyor. Çünkü öncelik insan değil, üretim.

Oysa kalkınma, insan hayatı üzerine kurulamaz. Gerçek ilerleme, bir ülkenin işçisini ne kadar koruduğuyla ölçülür. Avrupa’da iş güvenliği mevzuatı “önleyici sistem” üzerine kurulu. Bizdeyse “kaza olduktan sonra ceza kesme” anlayışı var. İşte bu yüzden her yıl yüzlerce “emekçi canı” toprağa düşüyor.

Dilovası’ndaki yangın bize bir kez daha hatırlattı: Emekçinin canı, üretim bandındaki bir dişli değildir. Her işçi, bir insan; her kayıp, bir hayat. Türkiye artık “iş kazası” denilince omuz silken bir ülke olmaktan çıkmak zorunda. Denetimler gerçek olmalı, cezalar caydırıcı hale gelmeli, iş güvenliği bir lüks değil zorunluluk olarak görülmeli.

Çünkü hiçbir üretim, hiçbir fabrika, hiçbir ekonomik hedef; bir insanın hayatından daha değerli değildir.

Yorumlar