Erol Sırrı Yolcu
[email protected]
Tebdil-i mekânda ferahlık vardır!
Önümde muhteşem bir manzara, Denizin rengi, lacivertle mavi arasında dalgaların oynaşmasıyla değişiyor. Güneş kızıllığını göstermeye başladı. Solumda yeşil yüzlerce belki de binlerce ağaç, benim gibi güneşi bekliyorlar. Arkama bakmıyorum. İyisiyle, kötüsüyle geçmişte kaldı.
Ekim ayı daha bitmedi!
Ekim geldi. Geçiyor. Çok da geç kalınmış sayılmaz. Hatta tam zamanı bile diyebiliriz. Uzun gecelerin, hoş sohbetlerin, yağmurun cama vurduğu ses eşliğinde, tavla oynarken çay ve kahvenin en güzel anıdır. Lüferin, istavritin, elmanın, narın, hele ki Ispanağın zamanıdır.
EYT’Lİ işin, gücün riv riv riv !
“Sosyal güvenlik sistemimiz de tasvip etmiyoruz. ” “Ben bu işte yokum! ” “Böyle bir yükü ülkenin sırtına bindiremeyiz. ” “Siyasi ranta dönüştürülmemeli. ”“Seçim kaybetsek de yokum. ” Söylenenleri iyi anlamak gerekiyor. İktidarın verdiği söz veya vaat yok.
Yaslandığımız gövdelere kıymayın…
Yedi tepeli şehrimde, bıraktım gonca gülümü kilometrelerce yol geçtim. Her geçtiğim yerde ağaçlara gülümseyerek baktım. Arada bir durup altında gövdesine yaslanarak güven tazeledim.
Erişim engeli bize işlemez
Telefonun diğer tarafındaki ses, müsait misin, misafirin var mı? Diye sormadan “Pazartesi öğlen saatlerinde sendeyiz” dedi. İstem dışı yüzümde gülümseme oluşurken, vücudumda mutluluk hormonları çalışmaya başladı. Görüşmeyeli aylar oldu. Sarılmak, koklaşmak vakti demek ki geldi.
