İstanbul
Parçalı bulutlu
16°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

İstanbul yıkılırsa Türkiye sallanır!

İstanbul Rumeli Üniversitesi Bilim İletişim Ofisi, Bilim Kafe buluşmaları kapsamında yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür’ü ağırladı. Görür, “Olası bir depremde İstanbul'un yıkılması demek Türkiye'nin de ekonomik açıdan sallantıya girmesi demek olur. Çünkü üretim ve teknoloji büyük ölçüde Marmara'da. Bunu Anadolu'ya dağıtmak gerekiyor” dedi

İstanbul yıkılırsa Türkiye sallanır!

HABER:
SAVAŞ ATAK

İstanbul Rumeli Üniversitesi Bilim İletişim Ofisi, Bilim Kafe buluşmaları kapsamında yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür’ü ağırladı. Deprem gerçeği, kentlerin hazırlığı ve Türkiye’nin karşı karşıya olduğu riskler üzerine değerlendirmelerde bulunan Görür, kafe alanında öğrencilerle samimi bir sohbet gerçekleştirdi. Buluşma sırasında öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Görür, deprem dirençli kentlerin yalnızca sağlam binalardan ibaret olmadığına dikkat çekti. Deprem dirençli kent kavramının çoğu zaman yanlış anlaşıldığını dile getiren Görür’e göre bir kentin deprem dirençli sayılabilmesi, büyük bir depremi minimum hasarla atlatabilmesiyle mümkün. Büyük can kayıplarının, yaygın yıkımın ve ağır ekonomik zararların yaşandığı kentlerde deprem dirençliliğinden söz etmek mümkün değil.

Jeolojik planlama dikkate alınmalı

Kentleri deprem karşısında dayanıklı hale getirmenin temel unsurlarından biri ise zemin özellikleri. Her yerde aynı şekilde sağlam bina inşa etmenin mümkün olmadığına dikkat çeken Görür, yapılaşmanın mutlaka bulunduğu bölgenin jeolojik özelliklerine göre planlanması gerektiğini vurguladı. Zemin yapısına bağlı olarak farklı mühendislik çözümlerinin ve teknolojilerin devreye girdiğini, bazı bölgelerde güvenli yapı üretiminin ancak daha ileri ve maliyeti yüksek yöntemlerle mümkün olabildiğini söyledi.

Deprem dirençli kentler şart

Bir kentin deprem karşısındaki dayanıklılığı yalnızca yapı stokuyla sınırlı değil. Yönetim yapısından altyapıya, halkın bilinç düzeyinden çevreye ve ekonomik yapıya kadar birçok unsurun birlikte ele alınması gerekiyor. Bu unsurların tamamının güçlü olması gerektiğini vurgulayan Görür, durumu insan vücuduna benzetiyor: Nasıl ki bir insanın tüm organları sağlıklıysa o insan sağlıklıdır, bir kentin de tüm bileşenleri güçlü olduğunda deprem karşısında dirençli bir yapı ortaya çıkar.

Kentsel dönüşüm tek başına yetmez

Türkiye’de sıkça gündeme gelen kentsel dönüşüm yaklaşımının çoğu zaman yalnızca binaların yenilenmesi olarak ele alındığına dikkat çeken Görür, deprem riskini azaltmanın bundan çok daha kapsamlı bir planlama gerektirdiğini hatırlattı. Eğer amaç deprem riskini azaltmaksa bunun yalnızca kentsel dönüşüm olarak değil, doğrudan deprem hazırlığı ve deprem dirençli kent planlaması olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin deprem riskine karşı daha güçlü bir hazırlık yapabilmesi için kurumsal bir yapıya ihtiyaç bulunduğunu da dile getiren Görür, bu kapsamda bir Afet Bakanlığı kurulmasını öneriyor. Belirli bir bütçeye, uzman kadroya ve uzun vadeli programa sahip bir yapı ile 15 ila 20 yıllık bir plan çerçevesinde Türkiye’nin deprem dirençli hale getirilebileceği görüşünde.

İstanbul depremi ekonomik risk

Deprem konusundaki bilimsel uyarıların kamuoyuna her zaman doğru şekilde yansımadığına da dikkat çeken Görür, özellikle medya dilinin zaman zaman sansasyonel bir çerçeveye kayabildiğini söylüyor. Bilim insanlarının açıklamalarının “korkutan açıklama” gibi başlıklarla sunulmasının, konunun sağlıklı biçimde anlaşılmasını zorlaştırdığı görüşünde. İstanbul’un ekonomik açıdan taşıdığı yoğun yük de Görür’ün dikkat çektiği başlıklardan biri. Türkiye’de sanayi, üretim ve teknolojinin büyük ölçüde Marmara bölgesinde yoğunlaştığını hatırlatan Görür, olası büyük bir depremin yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı kalmayıp ülke ekonomisi üzerinde de ciddi etkiler yaratabileceğini vurguladı. Bu nedenle sanayi ve üretim tesislerinin Anadolu’ya daha dengeli şekilde dağıtılması gerektiğini, böylece hem deprem riskinin hem de yoğun göç baskısının azaltılabileceğini dile getirdi. Deprem araştırmalarında yapay zekânın rolüne de değinen Görür’e göre bu teknolojinin etkili olabilmesi güçlü ve kapsamlı veri setlerine bağlı. Türkiye’de yer bilimleri alanında veri üretiminin görece geç geliştiğini hatırlatan Görür, yapay zekâdan verimli sonuç alınabilmesi için bilimsel veri üretiminin artırılması gerektiğine işaret etti.

Hakikat çekicin ucundadır!

Genç yer bilimcilere de tavsiyelerde bulunan Görür, jeolojinin temelinin saha çalışması olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin önemli jeologlarından İhsan Ketin’in “Hakikat çekicin ucundadır” sözünü hatırlatan Görür’e göre doğayı anlamanın en doğru yolu arazide yapılan gözlemlerden geçiyor. Jeolojinin masa başında öğrenilemeyeceğini söyleyen Görür, genç bilim insanlarının doğayla temas halinde, sahada çalışarak bilgi üretmelerinin önemine dikkat çekiyor.

DEPREMİ UNUTAMAYIZ
Yorumlar