İstanbul
Parçalı bulutlu
16°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Kendini bilen Hakk'ı bilir!

Halk müziği sanatçısı Erdal Erzincan, TESAK’ta Anadolu’nun köklü müzik ve söz geleneğini anlattı. Söyleşide türkülerin hafızası, sözlü kültür ve Gezici Bağlama Atölyesi konuşuldu. Erzincan, “Türküler ne anlatıyor bakalım. Kendini bilen hakkı bilir, ‘mademki ben bir insanım, kâinatın aynasıyım' diyor mesela. Türkülerin derin bir felsefesi var” dedi

Kendini bilen Hakk'ı bilir!

HABER:
SERHAT ÖZTÜRK

Kadıköy Belediyesi Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi’nde (TESAK), 12 Mayıs Salı akşamı “Telden Söze: Erdal Erzincan’la Halk Müziği, Halk Edebiyatı” başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Didem Bayındır’ın üstlendiği etkinlikte halk müziği sanatçısı Erdal Erzincan, Anadolu’nun köklü müzik ve söz geleneği üzerine konuştu. Erzincan, etkinliğin sonunda bağlama dinletisi de gerçekleştirdi.

Erzincan soyadı nereden geldi?
Erdal Erzincan söyleşiye soyadına dair bir hikaye anlatarak başladı: “1994 yılında TRT’de bir programa çağrılmıştım. Programda beni, ‘Arkadaşımızın adı Erdal, soyadı Erzincan, kendisi Erzurumlu, Denizli’den çalacak’ diye tanıtmışlardı. Ben Erzurumluyum. 1939 Erzincan Depremi’nde zarar görenlere yardım eden ailelerden biriymişiz. O dönemde yardım eden dört-beş sülaleye ‘Erzincan’ soyadı verilmiş.” şeklinde konuştu. Bağlamayla adeta birlikte büyüdüğünü söyleyen Erdal Erzincan, “Çalmadığım bir dönemi hatırlamıyorum. Neden bağlama diye sorarsanız, aslında başka pek seçenek yoktu. Sonrasında İstanbul’a geldim, dünyayı gezdim, birçok enstrümanla tanıştım. Tekrar tercih etmem gerekirse yine  bağlama derim.” ifadelerini kullandı.

Bağlama ile köy köy dolaştım

Gezici Bağlama Atölyesi’nin ortaya çıkış sürecini de anlatan Erzincan, “Bilgiye erişim herkese açık gibi görünse de Erzurum, Erzincan, Doğu, Güneydoğu ya da Karadeniz’de yaşayan birçok insan bu imkâna ulaşamıyordu. ‘Onlar için ne yapabiliriz?’ sorusunun cevabı aslında çok basitti; Gezici Bağlama Atölyesi de böyle ortaya çıktı.” dedi. Projenin özel bir kurguya dayanmadığını belirten Erzincan, “Aslında herkesin aklına gelebilecek bir fikirdi, ben sadece cesaret edip uyguladım. Gittiğim her yerde gençler ve halk beni sevgiyle karşıladı, kimse bunun arkasında başka bir amaç aramadı.” diye konuştu. Sürecin zamanla doğal bir akış içinde şekillendiğini ifade eden Erzincan, “Bağlamamı alıp köy köy dolaştım, sistem kendi kendine oluştu.” ifadelerini kullandı. 

Türküler edebiyattırBağlamanın gösterdiği yol için Erzincan, “Bağlamayla birlikte söylenen çok büyük bir edebiyat var. O edebiyatı anlamaya başladığınızda Anadolu insanının duygusunu, görgüsünü ve yaşam felsefesini de anlamaya başlıyorsunuz.” diye konuştu. Yunus Emre’den günümüze uzanan ozanlık geleneğine de değinen Erzincan, “Yunus’tan okuduğumuz, bugüne kadar elde sazla söyleyen ozan ve aşıkların hepsi kâmil insan olmamız için birtakım şeyler yazmış. Hepsinin öngördüğü şey önce aynanı bulacaksın, sana yol gösteren rehberleri mürşitlerini bulacaksın, en sonunda da kendini bulacaksın. Kendini bilen hakkı bilir, ‘mademki ben bir insanım, kâinatın aynasıyım’ diyor.” ifadelerini kullandı.

Kültürü yaşatan aşıklardırSözlü kültürün önemine dair ise Erzincan, “Biz kitap haline gelmeyen bilgiyi yeterince değerli görmüyoruz. Yazılı kültür elbette çok kıymetli ama bunun yanında güçlü bir sözlü kültür geleneği de var. Yazılanların sözlü kültürden yazıldığını düşünemiyoruz, oysa bu sözlü kültürün yansıması.” dedi. Erzincan, “Pir Sultan’ı bugün kütüphanelerimize koyabiliyorsak, bu biraz da sözlü kültür sayesinde. Çünkü o deyişleri köy köy dolaşan âşıklar yaşattı.” diye konuştu. 

Gerçek tarih Anadolu'da

Sizce türkülerin toplumsal hafızada nasıl bir önemi var?
Bir kere hiçbir tarih kitabında yazılmayanları, türkülerde görebiliyoruz. Çok basit bir örnek, halk arasında Yemen Savaşı olarak bilinen Trablusgarp Savaşı, tarihsel anlamda iki ila üç cümle ile geçiştirilmiş bir savaş. Ama Anadolu toplumu, o savaşı çok derin acılarla geçirmiş ve hala etkisi sürüyor. Böyle bir özelliği var. Bunu türkülerden öğreniyoruz. Her türküde Yemen’e itiraz var, ‘Yemen bizim neyimize, şivan düştü evimize’ ile başlayan türkü var. Bunları hiçbir tarih yazmaz, gerçek tarih Anadolu insanının yüreğinde yakılır. Türkü yakmak deyimi var, türkü yazmak değil. Yakılan şey gerçektir, yazılanı silebilirsiniz.  Türkülerde nenelerimizin dedelerimizin hatıraları, aşkları, feryatları, itirazları gizli. O yanıyla çok gerçekçi. O nedenle bir türkü etrafında toplum kümelenebiliyor. Çünkü birazcık dokunup anlamaya başladığında ortak hatıralar ortaya çıkıyor. Aydın’daki bir nenenin feryadı ile Rize’deki bir nenenin feryadı birbirine benziyor. 

Geçmişten bugüne dayanan kültür politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Köy Enstitüleri’ni dışarı bırakırsak çok iyimser bakmıyorum. Çünkü çok zengin, geniş, muazzam bir hafızanın üzerindeyiz. Anadolu müziği ve edebiyatı dünyanın yarı kültürünün içinde barındığı bir coğrafya. Buraya baktığınızda Kazakistan’ı, Türkmenistan’ı, Arnavutluk’u, Mısır’ı görebilirsiniz. Burada hepsi var dolayısıyla bu kadar zengin bir coğrafyada, çok önemli bir kültür var. Bunun da en kalbi yanı türküler, onları iyi anlamaya başladığınızda bizim yeryüzündeki özgünlüğümüz ortaya çıkacak.  Okullarımızda neden Halk Müziği ile ilgili bir ders verilmiyor, neden Halk Edebiyatı ile ilgili bir ders yok. Bağlama dururken neden mandolin dersi verildi? Kaval, ney duruyorken neden flüte ihtiyaç duyduk. Flüt kolay bir enstrüman gibi gözüküyor, Anadolu’da aynı oranda kolay enstrümanlarımız var. Neden onlarla ilgilenmedik? 

Öğrencileriniz türkülere nasıl yaklaşıyor?
Türküleri sevmeye başladıktan sonra, artık öğrencinin seviyesine göre o eser değişiyor ama şunu söyleyebilirim ki Aşık Veysel herkesi içinde barındıran bir ozan. Onu çok seviyor öğrencilerim. Çok düşündüm neden Aşık Veysel diye; yalınlık, derinlik onda. Şiirlerinde seçtiği kelimeler sihirli. Böylece o sözcüklere 7 yaşında da talip oluyorlar 70 yaşında da. 

Gençliğim Kadıköy'de geçti

Kadıköy’ün sanat hayatınızda bir yeri var mı?
Gençliğim buralarda geçti. Kadıköy’e geldiğimde gençliğimi hatırlıyorum. Vapurdan inerdik, çay bahçesinde oturup bağlama ve gitarı birlikte çalıp söylerdik. Sokakta müzik muhabbetleri yapardık. Yan masada çay içenler de hemen müziğe dahil olurdu, çok sıcak karşılardı. O sıcaklık hala devam ediyor. Bence Kadıköy İstanbul’un sanatsal kalbi.

 

Yorumlar